Anasayfa » Yazarlarımız
 

___________________


 
 Maden işleri yeni bir açılma dönemindedir.
MADEN MÜHENDİSLERİMİZİ, ihtiyaca yeter sayı ve
değerde yetiştirme konusuna önem vermek gereklidir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

ÖNCE GÜVENLİK 2011 YILINDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN MADENCİ SAYISI

 

 

77

 

Giriş Formu



Site içi arama

..............................

Maden İhracat Rakamları (USD)
2011 bugüne kadar toplam
:
959.727.000
2010 bugüne kadar toplam
:
883.475.000
2011 Nisan bugüne kadar
:
134.794.000
2010 Nisan bugüne kadar
:
168.247.000

Reklam Alanı

Haber Kaynakları
2011 Altının Yılı Oldu PDF Yazdır e-Posta
Mahfi Eğilmez tarafından yazıldı   
Cuma, 30 Aralık 2011 09:25

2011 Altının Yılı Oldu


Yılın son işlem gününe başlarken 2011 yılında hangi yatırım aracının kazandırdığına hangisinin kaybettirdiğine bir bakalım.

2011 yılına girerken yatırım araçlarının değeri şöyleydi: 1 USD = 1,55 TL, 1 Euro = 2,07 TL; 1 Gram altın = 70 TL; TL mevduat faizi = % 7; İMKB 100 endeksi = 66.005.

2011 yılının sonunda aynı değerler şöyle: 1 USD = 1,92 TL; 1 Euro = 2,48 TL; 1 Gram altın = 95 TL; TL mevduat faizi = % 12; İMKB 100 endeksi = 52.053.

Bu değerleri yılın ilk günü alıp son günü satmış olanların elde ettikleri getiriler de yuvarlak hesap şöyle çıkıyor: USD = % 24; Euro = % 20; Altın = % 36; TL mevduat faizi = % 10 (Yılbaşı ile yılsonu faizlerinin ortalaması); İMKB = % - 21

2011 için yılsonu enflasyonunu yine yuvarlak hesap yüzde 10 olarak alıyorum.  

 Buna göre yılın en çok kazandıranı altın yatırımı olmuş. Ne var ki bu Türk yatırımcı için doğru. Çünkü altın fiyatının yanı sıra dolardaki artış da buraya yansımış bulunuyor. Parasını dolar ve euroya yatıranlar da oldukça kazançlı çıkmışlar. Parasını TL mevduatta tutanlar ya da Hazine kâğıtlarına yatıranlar ancak anapara değerini korumuşlar.

Hisse senetlerine yatırım yapanlar ise kaybetmişler. İMKB 100 endeksindeki bu düşüşe ve kayba yol açmış görünümüne karşılık belirli bazı hisse senetlerinin prim yaptığı ve kazanç sağladığı da dikkate alınmalıdır.

Yılbaşında tasarruflarını bu beş yatırım aracına eşit paylar halinde dağıtarak bir yatırım sepeti oluşturan bir yatırımcının yaptığı bu sepet şöyle görünecekti:

USD (100 TL) + (Euro (100 TL) + Altın (100 TL) + Mevduat ya da Hazine tahvili (100 TL) + Hisse senedi (100 TL) = 500 TL

Bu yatırımcının kazanç ve kayıplarını yukarıdaki hesaplamalardan giderek her bir yatırım aracı için şöylece yazabiliriz:

24 + 20 + 36 + 10 – 21 = 69 TL.

Yani sepet yapan yatırımcı bu yıl yüzde 14 kazanmış oldu.

Parasının tümünü altına yatıranlar daha fazla kazandı ama tümünü hisse senedine yatıranlar da kaybetti. Çok risk alan çok kazandı ya da çok kaybetti, sepet yapanlar daha az riskle enflasyonun üzerinde bir kazanç sağladı.   

Yılın en çok kazandıranı altın oldu. Ve en çok kaybettireni de. Yılın son çeyreğinde örneğin 107 TL/gram fiyatıyla altın alanlar yüzde 10’un üzerinde kaybettiler.    

Yeni yılınız kutlu olsun.
 
-Yeraltı zenginliklerimiz- PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
admin tarafından yazıldı   
Çarşamba, 28 Aralık 2011 17:14
-Yeraltı zenginliklerimiz-
         
         Türkiye bitkisel ürünlerdeki zenginliğinin yanı sıra, üzerinde bulunduğu 
 jeolojik yapının bir sonucu olarak dünyada kendi ham madde gereksiniminin önemli 
 bir bölümünü karşılayabilen maden çeşitliliğine sahip nadir ülkelerden biri 
 konumunda.
         Türkiye, dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam maden 
 üretimi itibarı ile 28'inci, üretilen maden çeşitliliği açısından da 10'uncu 
 sırada yer alıyor.
         Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, 
 enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda 
 bulunuyor. Türkiye'de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden sadece 
 13'ü belirlenemezken, geri kalan 50 çeşit maden açısından zengin ya da çok 
 zengin, 27 çeşit maden bakımından ise yetersiz kaynaklara sahip bulunuyor.
         Rezerv yönünden, başta bor, trona, bentonit, mermer, feldspat, manyezit, 
 alçı taşı, pomza, perlit, stronsiyum ve kalsit olmak üzere dünyanın sayılı zengin 
 ülkelerinden birisi durumundaki Türkiye'de zengin maden açısından ilk sırayı 3 
 milyar ton ile dünya bor rezervinin yüzde 72'sini oluşturan bor mineralleri 
 alıyor. Ayrıca, Türkiye, dünya feldispat rezervinin yüzde 23'ünü ve  bentonit 
 rezervinin ise yüzde 20'sini elinde bulunduruyor.
         Dünya da ikinci büyük soda külü rezervi olan Beypazarı Trona yatağını 
 işletmek üzere kurulan tesis, yılda 1 milyon ton soda külü, 100 bin ton sodyum 
 karbonat üretimi ile dünya tüketiminin yüzde 2,5'ini karşılıyor.
         Bilinen 3 bin 500'e yakın metalik ve 2 bin civarında endüstriyel ham 
 madde yatak ve zuhurlarının bulunduğu Türkiye'de, 600'ün üzerinde sıcak su 
 kaynağı ve 140'ın üzerinde belirlenmiş jeotermal enerji alanı yer alıyor.
         Türkiye'nin teorik altın potansiyelinin ise 6 bin 500 ton olduğu tahmin 
 ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel ülke konumunda 
 bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 700 ton altın görünür hale 
 getirildi.
         Ayrıca 12.4 milyar ton ile toplam dünya linyit rezervinin yaklaşık yüzde 
 1,6'sı Türkiye'de bulunuyor. İşlenebilir linyit rezerv miktarı ise 3.9 milyar ton 
 düzeyinde olan Türkiye, rezerv ve üretim miktarı açısından dünya ölçeğinde orta 
 sıralarda yer alıyor.
         Türkiye'nin diğer önemli maden rezervleri ise şöyle:
         -Çinko-kurşun: Türkiye'nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2.3 
 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.
         -Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 
 113 milyon ton dolayında bulunuyor.
         -Krom cevheri: Türkiye'nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.
         -Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor 
 potansiyelinin yüzde 72′ sini elinde bulunduruyor.
         - Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton 
 civarında bulunuyor.
         -Bakır: Türkiye'de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1.5 milyon 
 ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü 
 bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3.5 
 milyon tonu buluyor.
         -Trona: Türkiye, yaklaşık 900 milyon tonluk işlenebilir trona rezervi ile 
 dünyada ikinci sırada yer alıyor.
         -Mermer ve doğal taşlar: Doğal taş bakımından, jeolojik yapısı itibarıyla 
 zengin bir potansiyele sahip olan Türkiye, bu günkü verilere göre 3,8 milyar 
 metreküp işletilebilir mermer, 2,7 milyar metreküp işletilebilir traverten, 995 
 milyon metreküp granit rezervi bulunuyor. Bu değerlere göre Türkiye dünya doğal 
 taş rezervinin yaklaşık yüzde 40'ına sahip durumda. Yapılan araştırmalarda, 
 ülkemizde 650'ye varan renk ve dokuda mermer çeşidinin bulunduğu belirlendi.
         -Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, 
 kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye'de 89 milyon 
 ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1.3 
 milyar ton kuvars kumu, 2.3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.
         -Çimento ve diğer yapı malzemeleri: İnşaat sektöründe büyük oranda hafif 
 yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1.5 milyar 
 metreküp, perlit potansiyeli ise 5.7 milyar ton düzeyinde.
         Bentonit: Türkiye'de Ankara, Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde 
 yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi 
 bulunuyor.
         -Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 106 milyon ton.
 
İkinci Bir Krizden Nasıl Etkileniriz? PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Burak Saltoğlu tarafından yazıldı   
Perşembe, 28 Temmuz 2011 07:28



Burak Saltoğlu
İkinci Bir Krizden Nasıl Etkileniriz?
Yakınlarda kurda gerçekleşen sert oynaklık, Türkiye’de yeni bir krizin oluşacağına ilişkin tartışma başlattı. Bu yazımızda, böyle bir olasılığın geçerliliğini, şu anki verilerle 2008 krizi verilerini karşılaştırarak tartışmak istiyoruz.
» Yorumun Devamı
 
‘Maden’in öyküsü PDF Yazdır e-Posta
Yalçın BAYER tarafından yazıldı   
Pazar, 12 Haziran 2011 07:25
‘Maden’in öyküsü


Krom madeninde dünyanın kaderini belirleyen bir ilçe.

DİYARBAKIR’dan Elazığ’a ‘Hürriyet Treni’ ile giderken, bir dostumuz bundan bir süre önce bize Maden İlçesi’nin önemini anlatmıştı. Maden ve Ergani’deki krom ve bakır madenlerini... Çünkü alabildiğine her taraf dağlar ve dereler, küçüklü büyüklü ‘karataşlarla’ örtülüdür. Bu taşların ne kadar maden cevheriiçerdiği uzmanlar tarafından elle bile anlaşılıyor.
Allah’ın lütfu, bölgede bir yüzyılda işlenebilecek kadar maden gün ışığına serpilmiş duruyor.
Çok incelendiğinde 1. ve 2. dünya savaşlarının bir nedeni de buradaki madenlerdir.
Burada bir soru akla geliyor:
Elazığ Ferro Krom Tesisleri nasıl özelleştirildi?
Öyküsü uzundur... Daha doğrusu yabancı güçler böyle istemiştir.
Bakır ve krom madenlerine 1830’lardan beri yabancı ülkelerin gözü vardır.
Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra... Eski bir vilayet olan Maden’in Atatürk, İnönü, Bayar, Enver Paşa ve Mareşal Fevzi Çakmak önemini biliyorlardı ama...
Yoksul bir ülke ne yapsın bir sanayisi yok ki, onu işlesin ihraç etsin.
Bugün yapabildiğimiz eleyip dışarıya satmak!
DÜNYANIN KADERİ
Maden, 1830’lardan sonra ‘kasabalaşmaya’ başladı.
Cumhuriyet ilan edilince ‘Ergani Madeni’ vilayeti adı verildi.
‘Bakıryolu’ diye anılan bölgeye ilk demiryolu hattı 1935’te ulaştı. Bir yıl sonra Maden Şark Kromları İşletmesikuruldu.
Etibank’a bağlı bu işletme, Almanya, İsveç ve Norveç başta olmak üzere Batı’nın ham krom tedarikçiliğiniüstlendi.
1936-1939 yılları arasında işletmede genel müdürlük yapan Mecit Behiç Erkin’in, ham krom bağımlısıAlmanya’da bir sözü iki edilmeyen Büyükelçi Behiç Erkin’in oğlu olduğunu da bu arada belirtmek gerekiyor.
Aynı tarihlerde gerek Alman Krupp firması ile yapılan özel antlaşmalar ve gerekse Guleman-Maden İstasyonuarasında yine Alman Pöhlig firması tarafından yaptırılan 18 km. uzunluğundaki teleferik hattı yerelde Maden’in, genelde ise dünyanın kaderini belirlemede önemli rol oynadığını bugün çoğumuz bilmiyoruz.
Günlük 400 ton kapasiteli bu teleferik hattı üzerinden kliring (mal mübadelesi) adı altında yıllarca hesapsız ve oluk oluk % 48 tenorlu ham krom yaratılan kargaşa ortamında işlenmeden/işlenilmesine izin verilmedenacımasızca Mersin limanından sevk edildi.
İNÖNÜ DURDURMUŞTU
1944’te ‘Kahire görüşmeleri’ sonucunda İnönü’nün Almanya’ya sevk edilen krom satışını durdurması, Almanya’nın savaşa girişinde olduğu gibi yenilgiye uğramasında en önemli etken olduğu da tarihin gizlisayfalarındadır.
Bir bakır ve krom bağımlısı olan Almanya daha sonra el altından bu madenleri, aynı miktarda almaya devametti.
Elazığ Ferro Krom Tesisleri bugün Yıldırımlar Holding (Mehmet Ali Yıldırım), tarafından işletiliyor. Özelleştirmeİdaresi’nden 2003’te yaklaşık 40 trilyona aldılar. Stoklar nedeniyle bedel üzerinden artık tartışmaya gerekyok.
Firma, bugün krom madenini taşeronlar eliyle çıkarıyor.
(Kütahya’daki Eti Gümüş’ü Yıldızlar Holding çalıştırıyor.)
Londra’daki metal borsasında Türkiye’nin ağırlığı var mıdır?
Ham bakırı zenginleştirmek için‘su yüzdürme’ denilen havuzlarda yıkama işleminden artakalan ağır metallerDicle’den akıyor ta Şattülarap’a kadar.
Her taraf çevresel bakımdan katlediliyor.
Greenpeace bu konuya niye dikkat çekmiyor?
GUSTAV’LAR KAÇ KEZ GELDİ
Bölgede 300 milyon ton rezerv var; belki 100 yıl daha çıkarılabilecek.
‘Çelik’ ülkesi İsveç’in Kralı Gustav, Ferro Krom’un özelleştirilmesinden sonra Ahmet Necdet Sezer dönemindeTürkiye’ye neden gelmiştir? Dedesi Gustav’ın 1935’lerde Türkiye’ye ilgisi ta o zamandan neden başlamıştır?
İsveç’in bu madene ilgisi hammadde sıkıntısı çekmesin diyedir.
Evet, 1935’ten sonra, Elazığ demiryolu açılmasından sonra İsveç buradan ‘beslendi’, çelik sanayiinde birnumara oldu.

Dersim, Ermeni tehciri ve PKK

BU konuda üniversitelerimiz ne yapıyor; Elazığ, Diyarbakır Dicle Üniversiteleri’nin bu konuda neden bir ‘derin’çalışması yoktur?
(Ergani’nin Gevran Ovası, Harran Ovası’ndan eskidir. Orada petrol olup olmadığı hiç araştırılmaz mı? 1990’larda PKK’nın eylemleri sonucu Shell niye bölgeden gitmiştir? Pirinçlik bölgesinde tarla satışları niyeartmıştır bugün?
Bunun arkasında Dersim’den Ermeni tehcirine ve PKK’ya kadar bir sürü ‘güç’ ve ‘yandaş’ rol alan birçok ülkevardır.
Anadolu coğrafyası üzerinde oynanan ‘tiyatro’nun nedenini biraz anlatabildik mi? Şeyh Sait isyanı ve işbirlikçiler de unutulmasın. 
Amaç hep yeraltı değerlerimizin yabancılar tarafından kapatılmasıdır.
1840’ta bölgeye gelen Alman Hermut Von Moltke’nin ‘Türkiye Mektupları’ (Remzi Kitabevi), Etibank GenelMüdürü Burhan Ulutan’ın ‘Etibank’ ve Necmettin Sahir Sılan’ın ‘Doğu Sorunu’, İnönü’nün ‘Mektuplar’ kitapları bulunup okunduğunda çok şey öğrenilecektir.
Maden’de 7 madencinin öldürülmesi olayı da unutulmamalıdır.
‘Maden vakası’ çoktur ve krom Türkiye’nin kaderinin en önemli mihenk taşıdır.
Nedense hiç gündeme getirilmez.
(Bu ayrıntıları aslen Maden İlçesi’nden olan okurumuz Lütfi Ergene’nin notlarından derlenmiştir.)

 
Maden ihracatı 3.6 milyar $ kömür ithalatı 3.2 milyar $-Güngör Uras PDF Yazdır e-Posta
Güngör Uras tarafından yazıldı   
Salı, 03 Mayıs 2011 07:49

Maden ihracatı 3.6 milyar $ kömür ithalatı 3.2 milyar $

Bizim topraklarımızın altı maden dolu sanırız. Kromumuz var, borumuz var, kömürümüz var diye seviniriz.
Geliniz görünüz ki rezerv bakımından zengin, değer bakımından fakir madenlere sahibiz. Madenlerimiz (1) Para etmiyor. (2) Biz madenlerimizi iyi işletemiyoruz. (3) Toprak altından çıkardıklarımızı da işleyemeden ihraç ediyoruz.
2010’da 3.6 milyar dolarlık maden ihraç ettik. Bunun 1.5 milyar dolarlık bölümü bloklar halinde sattığımız mermer.
Tüm maden ihracatından sağlanan döviz geliri 3.6 milyar dolar. 2010’da sadece kömür ithal etmek için ödediğimiz döviz 3.2 milyar dolarTürkiye’de 7 bin maden işletmesi mevcut. Yabancı sermayeli 25 işletme var. Yabancı sermayeli işletmelerin toplam üretimdeki payları yüzde 5 dolayında.
Türkiye Madenciler Derneği’nin yayınladığı bilgilere göre Türkiye’de üretilen madenlerin üretim değeri 2010’da 10 milyar dolayında. Demek ki üretimin üçte birini ihraç ediyoruz.

Üretim yetersiz
Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı bilgilere göre 2009’da (2010 rakamları yayınlanmadı) 470 milyon ton madeni yer altından yer üstüne çıkardık. Bunlar içinde kömür 89 milyon ton ile başta geliyor. Sonra 243 milyon ton (3.8 milyon m3) mermer üretimi var. Toprağın altından yılda 3.9 milyon ton bor, 4.2 milyon ton feldespat, 4.4 milyon ton kuvarz kumu, 6.2 milyon ton kalsit, 6.4 milyon ton bakır, 3.8 milyon ton demir, 6.2 milyon ton krom cevheri çıkardık.
Altın madenciliği yeni bir uğraşı alanı. 2000’den sonra 20 şirket altın arama ve çıkarma ruhsatı aldı. Geçen yıl 800 milyon dolar değerinde 17 ton altın üretimi (cevher değil, nihai ürün) gerçekleştirildi.
İhracatçı Birliği’nden aldığım 2010 bilgilerine göre, toplam 3.6 milyar dolarlık maden ürünleri ihracatında mermer ve doğaltaş ürünü 1 milyar 568 milyon dolar. Bakır 492 milyon dolar, krom 476 milyon dolar, borat 168 milyon dolar, çinko 194 milyon dolar, feldesat 106 milyon dolar, ferrokrom 93 milyon dolar gelir sağlamış.
Madenciliğimizin durumu nedir diye meraklanarak bilgi toplamaya çalıştım. Türkiye Madenciler Derneği, Maden Mühendisleri Odası ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nden derleyebildiğim bilgiler bunlar.

Madenciliğin payı yüzde 1.5
Türkiye’de madencilik sektörünün durumu, arz ve talep dengesi konusunda toplu bir çalışma yeterli istatistik yok.
Bizim MTA (Maden Tetkik Arama Kurumu) adında 75 yıllık bir kamu kuruluşumuz var. 1935’te kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, kalkınma çabaları içerisinde madencilik konusu da ele alındı. Yeraltı kaynaklarımızın çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla, 1933 yılında Ekonomi Bakanlığı’na bağlı “Petrol Arama ve İşletme” ile “Altın Arama ve İşletme İdaresi” adıyla iki bağımsız kurum kuruldu.
Daha sonra bunlar birleştirildi ve de madenlerimizin gerekli jeoloji ve madencilik yöntemleriyle sistemli olarak araştırılması ve işletilmesi amacıyla 1935 tarihinde Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü faaliyete geçti.
Enstitü, kuruluş kanununa göre; yurdumuzun maden ve taş ocakları kaynaklarını aramak, bulmak ve işletmeye uygun olup olmadığını tespit amacıyla gerekli etütleri, kimyasal ve teknolojik analizleri yapmak ve sektöre mühendis, yardımcı personel ve kalifiye işçi yetiştirmekle görevli.
Derleyebildiğim, bulabildiğim bilgilere ve rakamlara göre MTA’nın görevini yerine getiremediği anlaşılıyor. İlgili kamu ve meslek kuruluşları sektöre sahip çıkamıyor. Sektörün adı var ama, ekonomiye katkısı yok. GSYH (Milli Gelir) içindeki payı sadece yüzde 1.5 dolayında.

 
MADENCİLİK SEKTÖRÜ PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Cihangir DARENDE-Maden Yüksek Mühendisi tarafından yazıldı   
Salı, 05 Nisan 2011 13:33
Yasal gelişmeler açısından hareketli bir dönem geçiren
madencilikte kilometre taşlarından biri 2010
yılının Haziran ayında atıldı. ‘Maden Kanunu ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek
yasalaştı. Beklediği Maden Kanunu’ndaki değişikliğe
geçen yılın haziran ayında sahne olan Türkiye
madencilik sektörü, ocak açıp üretim yapmak için
şimdi izin bekliyor. Dünyada ticareti yapılan 90 çeşit
madenden 77’sinin bulunduğu Türkiye’de, madencilik
sektörü portföyündeki zengin maden rezervlerini
değerlendirmek ve ocak açıp üretim
yapmak için izinlerde kolaylık sağlanmasını istiyor.
Anayasa Mahkemesi’nin maden izinlerini düzenleyen
kanunun 7’nci maddesinin 2010 yılında yenilenmesine
rağmen hâlâ sektörün talebini karşılayamaması,
firmaların ocak açma faaliyetlerini bir
anlamda durma noktasına getirdi. Yasal mevzuatın
üretimi zorlaştırması, izin almalarda yaşanan
sıkıntılar, maliyetlerin yüksekliği gibi problemler nedeniyle
yatırımların ertelendiği sektörde, eski ruhsat
sahipleri üretimden çekilirken, yeni girişimcileri
ocak yatırımlarını rafa kaldırıyor. Yasal mevzuatlar,
yani bir çok kanun ve değişik yönetmelikler,
nedeniyle bekleyişin hakim olduğu sektörde,
2011 yılı ‘mevzuata adaptasyon’ ile geçecek.
5995 sayılı kanun ile 3213 sayılı Maden Kanunu’nun
birçok maddesinde değişiklik yapılırken,
özellikle maden izinlerini düzenleyen yeni yönetmeliğin
ilgili maddeleri, mermer ve metal ihracatçısı
olan şirketleri üretim ve ihracatlarını artırmaları
konusunda zora sokuyor. Geçen sene, 2009’da
yaşanan global ekonomik krizin etkilerini atlatmaya
çalışan sektörün sıkıntılarına, izin sürecinin tıkanmasından
kaynaklı sorunların da eklenmesi, ihracat
firmalarının dünya pazarlarlarında artan talebe
cevap vermesini engelliyor. Tüm bu gelişmeler
sektörün 2011 yılında gerek üretim, gerekse ihracat
bakımından en iyi olasılıkla geçen seneye paralel
bir performans göstermesine neden olacağı tahminlerini
kuvvetlendiriyor.
Türkiye Madenciler Derneği’nden alınan verilere
göre, Türkiye madencilik sektöründe TKİ,
TTK, EÜAŞ gibi kamu kuruluşları ile 100 kadar büyük
sermayeli şirketin işletmesi var. Sektörde çoğunluğu
orta ve küçük boy olan işletmelerin 7 bin
civarında maden işletmesi mevcut. Doğrudan ve dolaylı
olarak 1 milyon kişiyi istihdam eden maden
sektörünün 2010 yılı GSYH içindeki payı ise yüzde
1.5 civarında bulunuyor. Madenciliğin girdi sektörlerinde
birincil ürün bazında yarattığı hâsılanın
GSYH içindeki payı ise yüzde 3.6’ya kadar çıkıyor.
Üretimden 2008 yılında 10.1 milyar dolar, 2009 yılında
6.4 milyar dolar hâsıla elde eden Türk madencilik
sektöründe, 2010 yılında bu rakam 10 milyar
dolar olarak gerçekleşti. 2011 yılı için sektörün
hâsıla beklentisinin yine 2010 yılı düzeyinde olacağı
tahmin ediliyor. 2015 yılında ihracatını 5 milyar dolara
çıkarmayı hedefleyen Türkiye madencilik sektöründe,
2009 yılında yaşanan global ekonomik krizin
ardından ihracat 2010’da tekrar yükselişe geçti.
2009 yılında 2.4 milyar dolarlık ihracatını yüzde
46 oranındaki artışla 2010 yılında 3.6 milyar dolara
ulaştıran sektörün, 2011 yılı ilk iki aylık dönemine
dair ihracatında, bir önceki yıla göre miktarda
yüzde 27, değerde de yüzde 11’lik bir artış yaşandı.
Türkiye’nin 2011 yılı Ocak-Şubat dönemine
ait maden ihracatı 527 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Madencilikte, doğaltaş ihracatı
1.5 milyar dolarla birinci sırada yer aldı
Madencilik ürünleri ihracatının gerçekleştirildiği
önemli ülkeler arasında, Çin Halk Cumhuriyeti
1.5 milyar dolarla ilk sırada yer alırken, bu ülkeye
olan ihracat 2009’a göre miktarda yüzde 43.5, değerde
yüzde 57 oranında artış kaydetti. Çin’i sırasıyla,
271 milyon dolarla ABD 110 milyon dolarla
Belçika, 105.9 milyon dolarla Bulgaristan ve 99.4
milyon dolarla İtalya takip etti.
2010 yılında ana mal gruplarının ihracatına baktığımızda
doğaltaş ihracatı bir önceki yıla göre yüzde
26 artışla 1.568 milyar dolar ile ilk sırada yer aldı.
Bunu 1.303 milyar dolarla metalik cevherler, 590
milyon dolarla endüstriyel mineraller ve 193 milyon
dolar ihracatla da ferro alyajlar ile diğer mineral
maddeler takip etti.
Sektör, kamu kurumlarının
kapısında beklemek istemiyor
GSYH içindeki payını 2015 yılında 10 ila 12 milyar
dolara çıkarmak isteyen sektörde gerek üretim,
gerekse ihracat bakımından 2011 yılında geçen seneye
paralel bir performans göstermesi bekleniyor.
Bunda rol alan etkenler olarak özellikle Kuzey Afrika’da
baş gösteren olaylar ile maden izinlerini düzenleyen
yasal yönetmeliğin 7’nci maddesi gösteriliyor.
Sektörün tekrar üretim ve ihracat atağına
geçebilmesi için ilgili mercilerden beklentisinin başında,
sorunları çözecek, sektörün büyümesini
sağlayacak, yatırım ortamını iyileştirecek, özgün bir
yasal düzenleme ve yetkin, güçlü bir Maden Bakanlığı’nın
kurulması geliyor. Bunun yanında sektör,
Türkiye’deki maden potansiyelinin harekete geçirilmesi
amacıyla öncelikli olarak maden kanunu
uygulama yönetmeliğindeki izinlerle ilgili maddenin
etkin bir şekilde işletilmesi gerektiğini vurguluyor.
Yetkililer, ancak bu şekilde ruhsatını alan madencinin,
madeni işlemek için kamu kurumlarının
kapısında fazla zaman harcamaktan kurtulacağını
dile getiriyor. Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı’ndan alınan ruhsatla doğrudan işletmeye
geçilmesinin önünün açılması gerektiğine vurgu
yapan sektör yetkilileri, temsilcilerin ve ilgili kamu
kurum ile kuruluşlarının üzerinde mutabakat
sağlayabileceği, uzun vadeli bir madencilik politikasının
oluşturulmasını talep ediyor.
Yabancılar mevzuata göre gelecek
Şu anda özellikle altın, bakır ve manyezit gibi
madenlerin üretiminde faaliyet gösteren 25 civarında
yabancı ortaklı şirketin bulunduğu sektörde,
toplam madencilik üretimindeki yabancı ortaklı şirketlerin
değer olarak aldığı pay yüzde 5 seviyesinde
yer alıyor. Türkiye’nin bölgesinde yatırım açısından
en uygun ülke olduğu vurgulanırken, maden
kaynaklarına artan talep doğrultusunda önümüzdeki
yıllarda yabancı sermaye yatırımlarının artması bekleniyor.
Özellikle Çin, Kanada ve AB ülkelerinden
Türk maden kaynaklarına giderek artan bir ilginin
olduğuna dikkat çeken sektör temsilcilerine göre, yabancı
sermaye yatırımları, madencilik sektöründeki
mevzuat karmaşasının çözümlenmesi ve yatırım
ortamının iyileştirilmesine bağlı olarak şekillenecek.
Son Güncelleme: Pazar, 10 Nisan 2011 10:49
 
Sayfa 1 > 14