Anasayfa » Yazarlarımız
 

ÖNCE GÜVENLİK

2010 YILINDA
İŞ KAZALARINDA
ÖLEN MADENCİ SAYISI
 

85!!

Giriş Formu



..............................

Maden İhracat Rakamları (USD)
2010 bugüne
kadar toplam
:
1.070.036.000
2009 bugüne
kadar toplam
:
593.492.000
2010 Mayıs
bugüne kadar
:
12.537.000
2009 Mayıs
bugüne kadar
:
1.765.000

Fuarlar


 








Reklam Alanı

  

 

Haber Kaynakları
MADENCİLİK VE YABANCI SERMAYE PDF Yazdır e-Posta
NECATİ YILDIZ tarafından yazıldı   
Cumartesi, 24 Temmuz 2010 18:57

Türkiye’deki yabancı sermayeli şirketlerle  milli şirketlerimiz arasında mevzuat açısından  bir farklılık yokmuş gibi görünse de bazı farklılıklar vardır. Yabancı şirketlerin, şirketin  geldiği devlet arkasındadır. Milli şirketlerimizden de devletimiz  nasıl  daha çok vergi alırım diye düşünür. Bürokrat yabancı şirketlere daha sıcak bakar, onların işini daha hızlı görür. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve  yönetmeliğinde yabancı şirket kuruluşu ile ilgili olarak kimin ne işi ne kadar sürede yapacağı açıkça yazılmıştır. Daha başlangıçta milli şirket yabancı şirketlere ya göre eksilerle  işe başlar. 

Türk Ticaret Kanunu’na göre  anonim şirket kurmak için  en az 5  gerçek ya da  tüzel kişi bir araya gelip minimum 50.000 TL, ya da yabancı şirketseniz karşılığı döviz olarak sermayeniz olması gerekmektedir. Limited şirket kurulurken de en az  2 ortak ve 5000 TL ya da karşılığı döviz olarak sermaye istenmektedir. Sonra yabancı şirketlerin tescil ettirilip ticaret siciline kaydını yaptırarak, vergi dairesine ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'ne bildirim yapmaları gerekmektedir.

 Yabancı sermayeli bir şirketin sermaye veya yönetim yapısı içinde Türk katılımcı olmasını gerektirecek herhangi bir hüküm bulunmamakta, %100 yabancı sermayeli şirket kurulabilmektedir.  Ülkemizde hemen hemen bütün sektörler yabancı sermayeye açıktır. Ancak taşınmaz mülkiyeti ile ilgili olarak yabancı yatırımcılar için  bazı kısıtlamalar getirilmiştir.

 İlki  1970 yılında, sonuncusu da 2009 yılında olmak üzere devletimiz 70 ülke devleti ile  Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”  imzalamıştır.  

Çifte vergilendirme nedir ? 

“Aynı matrah üzerinden aynı dönem içinde ve aynı nitelikli mükerrer vergi alınmasıdır. Bu şekilde iki ayrı ülkede iki  defa  vergi almak vergi adaletini ve eşitliğini bozmakta ve modern vergileme ilkelerine de ters düşmektedir.”  diye  tarif   edilmiştir. 

Çifte vergilendirmeyi  önleme anlaşmaları ile  gelirin, ikamet veya kaynak ülkelerden yalnızca birinde vergilendirilmesi veya vergilendirme hakkının her iki ülke arasında bölüşülmesi konularında düzenlemeler yapılmakta  ve  bu yolla gelirin her iki ülkede birden vergilendirmesi engellenmektedir.  

Anlaşma yaptığımız ülkeler arasında bizden daha kalkınmış ülkeler olduğu gibi bizden daha az kalkınmış ülkeler de vardır. Bizim de milli şirketlerimiz yabancı  ülkelere gitmekte, gittikleri ülkelerde  kazançlarından az vergi, asıl vergilerini ülkemizde ödemektedirler. Yabancı şirketlerin de  bizim ülkemizde kazandıklarının vergilerini  kendi ülkelerinde ödemelerini de doğal karşılamak gerekmektedir.  

Yapılmış anlaşmalar; “Türkiye Cumhuriyeti ile ……….Cumhuriyeti   Arasında  Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması” diye başlamaktadır. Anlaşmada işyeri olarak tanımlanan maddenin altında madencilik; "İşyeri terimi özellikle şunları kapsamına alır:……….f) Maden ocağı, petrol veya doğal gaz kuyusu, taş ocağı veya doğal kaynakların çıkarıldığı diğer herhangi bir yer……” olarak tanımlanmıştır. 

Bu anlaşmalardan, en azından bazılarından vazgeçilebilir mi? Bence böyle bir anlaşmadan vazgeçebilmek için önce terazinin hangi kefesi ağır geliyor ona bakmak, sonra da yürekli olmak gerekir. Esasen bizi zaten kabul etmeyecekleri AB’ni masaya yatırıp Gümrük Birliğinden  çıkma olasılığını da  artık gündeme getirmek gerekmektedir. 

Madencilik sektörü yabancı yatırım bakımından biraz farklıdır. Yabancı firmaların ülkemizde madencilik yapmaları ile Harran’da karpuz ekmeleri arasında çok önemli farklılıklar vardır. Belki karpuz  abartılı bir örnek oldu  ama otomotiv sektörünü örnek olarak aldığımızda, yabancı bir şirketin ülkemizde otomobil fabrikası yapıp ürettiği araçları ihraç etmesi, kazancını  alıp götürmesi ile ülkemizde madencilik yapması, ürettiği madeni hammadde olarak ihraç etmesi, kazancının da kendi ülkesinde vergilendirmesi ile arasında ciddi farklılık  vardır. 

6326 sayılı Petrol Kanununda aşağıdaki hüküm vardır; 

BÖLÜM 5: MİLLİ MENFAATİN KORUNMASI 

Madde 12 - Yabancı devletlerin doğrudan doğruya veya dolayısıyla idaresinde müessir olabilecekleri mikyasta veya şekilde mali ilgileri veya menfaatleri bulunan hükmi şahıslarla yabancı bir devlet için veya yabancı bir devlet namına hareket eden şahıslar; 

Petrol hakkına sahip olamazlar ve petrol ameliyatı yapamazlar;Petrol ameliyatına lüzumlu menkul ve gayrimenkul emvali satın alamazlar, bunlara sahip olamazlar veya bunlar üzerinde hak veya menfaat tesis edemezler;Bir petrol ameliyatına müteferri veya onun bir kısmını teşkil eden tesisleri kuramaz veya işletemezler. Bakanlar Kurulu kararıyla bu hükme istisna tanınabilir. Bu karar aleyhine 1 inci fıkradaki şahıslar tarafından adli ve idari kaza mercilerine müracaat olunamaz. 

3213 sayılı Maden Kanununa madde başlığı ile  aşağıdaki hüküm eklenemez mi? 

“ÜLKE MENFATLERİNİN  KORUNMASI

Madde : Yabancı devletler  doğrudan ve dolaylı yoldan madencilik faaliyetinde bulunamazlar. Yabancı şirketlerin de madencilik faaliyetlerinde bulunabilmeleri için; 

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre   şirket kurmaları,

Kurulacak şirketin sermayesinin en az 10 milyon  Euro ya da karşılığı TL olması,

Bu şirketlere Türkiye Cumhuriyeti  Devletinin  %25 oranında  ortak edilmesi,Yönetim kurulunda Devletin ortak olduğu oranda temsil edilmesi zorunludur.

Bu ortaklığa ve sermaye artışlarına devlet herhangi bir bedel ödemeyecek, şirketin sermeye artırımlarında da bu oran aynen korunacaktır. Şirket sermaye artışı yaptığında  Devletin de hisseleri aynı oranda artmış olacaktır. Devlet ortak olduğu şirketin teknik ve mali belgelerini her zaman inceleyebilecektir. 

Yabancı şirketler ürettikleri madenin bu Kanuna göre Devlet Hakkını ödeyecektir. Şirketlerin ürettiği madeni tüvenan ya da konsantre olarak ihraç etmeleri durumunda devlet hakkı 4 kat olarak ödenecektir. 

Madencilik yapan şirket menşei olduğu ülke ile TC. Devleti arasında yapılmış olan Çifte Vergilendirmeyi Önleme  Anlaşması hükümlerine tabii değildir.” 

3213 sayılı Maden Kanunun  ilk müracaatlarla ilgili olarak 16.maddesinde 5995 sayılı bir kanun ile “Denizlerde alınan; Kokolit, Sapropel ve Hidrojen Sülfür ruhsat sahipleri, arama ruhsat yürürlülük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı veya Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına bağlı bir şirketi en az bir yönetim kurulu üyeliği ile bir denetçi üye verme ve sermaye koyma şartı aramaksızın, en az yüzde on hisse olmak kaydıyla şirketine ortak almak zorundadır.”  şeklinde değişiklik yapılmıştır. Eğer böyle bir  madde Maden Kanununa ilave edilebiliyorsa, yukarıdaki  maddenin de   Maden Kanununa   eklenmesinde  bir engel olmaması gerekmektedir.  

Öncelikle  1994 yılında AB’ye girmeden “Gümrük Birliği” anlaşmasını imzalayarak bu gün bizi AB’nın kapılarında bekletilmemize neden olan bürokratları kutluyorum. Yabancı firmalar kaygılanmasın, böyle bürokratlarımız oldukça, bu düzenleme yapılmış da olsa Devletin atadığı yönetim kurulu üyeleri, “dürüst olan ve olacakları tenzih” ediyorum,  kraldan çok kralcı, “yabancı şirketten” daha çok “yabancı şirketçi” olacaklarından kimsenin  şüphesi olmasın.   

Acaba kaç  madenci şirketimiz  diğer ülkelerde madencilik yapıyor da vergisini bizim ülkemizde ödüyor? Peki ülkemizde  madencilik yapan kaç yabancı şirketi var? DPT kayıtlarında ülkemizde madencilik yapan yabancı şirket sayısı 28 adet görülmektedir.   Sayın Bakan TBMM görüşme sırasında  da bu  şirketlerin elinde de toplam 2106  adet maden ruhsatı  olduğunu  ifade etmişti. 

Üretilmiş  madenin geri konulması mümkün olmadığından madenlerimizden maksimum fayda sağlanması gerekir. Bu da madenin üretilmesi, ülkemizde metale dönüştürülmesi, dönüşen metalin de ülkemiz sanayisinde kullanılır hale getirilmesi  demektir.  Demir cevherini, bakırı, kromu, nikeli, alüminyumu  üretirsiniz, bunları metale dönüştürürsünüz, tank, top, tüfek yaparsınız, uçak, kamyon, motor, araç üretirsiniz, paslanmaz çelikten tencere, kilden seramik tabak çanak yaparsınız. Yaptıklarınızın bir kısmını kendiniz kullanır, fazlasını da ihraç edersiniz. Kalkınmış ülkeler de böyle yapıyorlar. Hatta kendilerinde olmayan madenleri bizim gibi ülkelerde üretiyor, ya da istedikleri fiyatlarla satın alıyorlar, sonra da ürettikleri ürünleri, hammaddeyi aldıkları  ülkelere misli fiyata  geri satıyorlar.  Krom madeni, feldspat madeni  böyle olmuyor mu? 

Madenin hammadde olarak ihraç edilmesi,  maden ihracat rakamlarının  büyüklüğü ülkemizin sömürülmesinin bir göstergesi olduğunu  daha önce de ifade etmiştim.  Bu madenler üretildiği gibi ya da konsantre olarak  ihraç edilmesi madenlerinizden maksimum fayda sağlanmıyor olması demektir. Böyle oluncaya kadar bu madenlerimiz toprağın altında kalsa, zamanı geldiğinde  milli madencimiz tarafından üretilse, milli sanayimizde kullanılsa acaba daha iyi olmaz mı? Bunu yalnızca düşünün diye söyledim. 

Bu ülkenin  vatandaşları olarak bize  “yabancı şirketlerin  en azından  milli şirketlerimizin ödediği kadar vergi ödemlerini sağlamak” için yasal yollarla mücadele etme görevi düşmez mi?  

Ben biraz abarttım herhalde, “böyle gelmiş böyle  gider”. Ne zaman “böyle gitmez”;ATATÜRK’ÜN  BU ÜLKEDE KURTULUŞ  SAVAŞINDA  SAĞLADIĞI   ULUSAL  BİRİLİK, BERABERLİK VE VATANSEVERLİK  TEKRAR  SAĞLANDIĞINDA”  Bu da bize biraz uzak gibi  galiba.  

 
Cumhuriyetin Maden İşleme Mektebi: ETİBANK* PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Mahmut KİPER Metalurji Mühendisi tarafından yazıldı   
Cuma, 16 Temmuz 2010 21:56
Cumhuriyetin Maden İşleme Mektebi:
ETİBANK*
 
Mahmut KİPER
Metalurji Mühendisi
* Bu öykü Mahmut Kiper’in Artık Paydos (Truva Yayınları, 2009) isimli kitabından
alınmıştır.


Cumhuriyetin Maden İşleme Mektebi: ETİBANK
1935 yılının Haziran ayında gazetelerde şöyle bir haber göze çarpar; “ülkemizin
yeraltı kaynaklarını işletmek ve değerlendirmek üzere, sanayimizin
ihtiyacı olan madenleri, endüstriyel hammaddeleri, enerjiyi üretmek ve
bu işlerin yapılması için gerekli sermayenin toplanacağı her nevi banka
muamelelerini yapmak görevi verilen Etibank kuruldu.”
Bu kitapta yer alan bir çok öyküde belirtildiği gibi, 1. Sanayi Planı Türkiye
kalkınması için dönüm noktalarından biridir. Bu planın hazırlanmasındaki
temel yaklaşım, plan içeriği ve uygulanmasındaki başarı dünyada da pek
çok ülkeye örnek olmuştur. 1. Planın öngördüğü temel stratejilerden biri de,
yabancıların sömürdüğü ülke madenlerinin aranması ve işletilmesinin artık
ülke kurumlarıyla gerçekleştirilmesidir. Bu ana stratejiye bağlı olarak maden
kaynaklarını aramak ve bulmak için Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA),
bulunan kaynakları işlemek ve değerlendirmek için de ETİBANK kurulur.
Cumhuriyetin ilk yöneticileri, Anadolu’nun yeraltı zenginliği kadar, uygarlık
zenginliğini de öne çıkarmayı çok önemsediler. Buna bağlı olarak, tahmin
edileceği gibi Anadolu’nun bereketli topraklarında yaşamış ve madencilikte
yükselmiş Eti Uygarlığından esinlenerek, bu kuruluşa adını Mustafa Kemal
vermiştir. Etibank,1929 Dünya ekonomik buhranının etkisini sürdürdüğü
bir dönemde 14.06.1935 tarihinde 2805 sayılı Kanunla kurulmuştur ve
sanayileşme ülküsünün motoru olan doğal kaynakları işlemek yanında
Sümerbank örneğinde de görüldüğü gibi bankacılık hizmetleri ile işletmelerinin
finansman gereksinimini de karşılaması sağlanmıştır.
Peşpeşe tesisler kuruluyor
1939 yılında Ergani/Elazığ Bakır İşletmesi ve Guleman/Elazığ Krom İşletmesi
kurulur. Etibank ile Sümerbank’ın arasında çok eski dönemlerde Anadolu’da
kurulmuş ve o devirlerde en gelişmiş uygarlıkları yaratan Sümer ve Hitit kavimleriyle
ilişkilendirilmiş isimlerinin Mustafa Kemal tarafından verilmesi
ve kuruluşlarına finansman sağlanması için bankacılık işlemleri de yapmalarına
müsaade edilmesi dışında başka benzerlikler de vardır. Örneğin, her
ikisi de, ülkemiz için önemli bazı işletmeleri ve üretimleri, o alanda belli bir
olgunluğa ulaşınca kurulan çatı yapılara devretmişlerdir.
Bu kapsamda, ETİBANK, demir madenciliği işini 1955 yılında Türkiye Demir
Çelik İşletmeleri’ne, kömür madenciliğini de Türkiye Kömür İşletmeleri’ne

devreder. Asıl görev alanı olan ülke madenlerinin işletilmesi için ise peşpeşe
işletmeler kurmaya başlar.
1957 yılında Üçköprü/Muğla Krom İşletmesi ve Antalya Elektro-metalurji
İşletmesi, 1958 yılında Emet/Kütahya Kolemanit İşletmesi, 1959 yılında
Küre/Kastamonu Bakır İşletmesi, 1960 yılında Halıköy/İzmir Civa İşletmesi,
1964 yılında Bandırma/Balıkesir
Boraks İşletmesi, 1965 yılında Seydişehir/Konya Alüminyum İşletmesi,
1968 yılında Milas/Muğla Boksit İşletmesi, Karadeniz Bakır İşletmeleri ve
Çinko Kurşun Metal Sanayi Fabrikası (ÇİNKUR), 1970 yılında Kırka/Eskişehir
Boraks İşletmesi, 1972 yılında Şarkkromları/Elazığ Ferrokrom İşletmesi ve
Cumaovası/İzmir Perlit İşletmesi,
1974 yılında Beyşehir/Konya Barit İşletmesi ve Mazıdağı/Mardin Fosfat
İşletmesi, 1976 yılında BigadiçBor İşletmesi, 1979 yılında Kestelek/Bursa
Kolemanit İşletmesi, 1980 yılında Gümüşköy/Kütahya Gümüş İşletmesi,
1982 yılında da Kuzey Avrupa piyasasına yönelik pazarlama şirketi olan AB
Etiproducts OY/Finlandiya kurulur.
1983 yılında Türk madencilik sektörünün yabancı sermaye iştirakli ilk ve en
büyük şirketi olan ve Etibank’ın yüzde 45 pay ile ortak olduğu Çayeli Bakır
İşletmeleri A.Ş./Rize, Bakanlar Kurulu Kararı ile, 1984 yılında BatıAvrupa
piyasasına yönelik pazarlama şirketi Etimine SA/Lüksemburg kurulur.
ETİBANK tesisleriyle değişen yerleşimler
İşletmelerin kurulduğu yerlerde önemli değişimler gözlenir. Bölge
için olduğu kadar yöre insanı için de eskisinden daha farklı bir yaşam
filizlenmeye başlar, refah ve kültür seviyesi artar.
ETİBANK işletmeleri bir okul gibidir. O yıllarda, yeni mezun olan mühendislerin,
teknisyenlerin ilk tercihleri bu işletmelerde göreve başlamaktır. Genellikle
birçok ETİBANK işletmesinde görev yapmış usta mühendislerin yanında hızla
çıraklık dönemi atlatılır ve tecrübeler yeni gelenlere aktarılmaya başlanır.
Genellikle işletmelerde kazanılan birikimler, yapılan teknik çalışmalar
kongrelerde, seminerlerde paylaşılarak, uygulama tecrübelerinin kalıcı
olması ve yayılması sağlanır. Merkez bünyedeki planlama, Ar-Ge gibi
birimlerce yapılan çalışmalarla, işletmelerde iyileştirmeler yapılmış ve daha
verimli üretim için yapılması gerekenler konusunda ülkeye önemli ve kalıcı
birikimler sunulmuştur.

Şehir merkezlerinden uzakta, madenlerin, hammaddelerin bulunduğu
yerlerde kurulu işletmeler genellikle 24 saat 3 vardiya çalışmaktadır. Çalışma
koşullarının ve sosyal yaşamın iyileştirilmesi için her türlü çaba gösterilir.
Güzel, konforlu lojmanlar, sosyal tesisler, bilinçli haklarını bilen, hakkı
verilen sendikalı işçiler…..
Özetle, bu kitaptaki pek çok örnekte görüldüğü gibi ETİBANK işletmeleri de
sosyal devletin temsilciliğini büyük bir başarıyla gerçekleştirmiştir. Çalışanlar
büyük oranda o yöreden seçildiği için köylülerden nitelikli işçi ve ülke için
gerekli teknik personel yetiştirilmesinde ETİBANK çok önemli katkılarda
bulunmuştur.
İnsan iktisat için değil, iktisat insan içindir....
Ülkemizdeki maden işletmelerinin incelenmesinde ve planlanmasında
önemli katkılarda bulunmuş meşhur Profesör Kessler insanın önemini ve
çalışanlara nasıl bakılması gerektiğini şu anlamlı sözlerle vurgular; “ aşağı
ücretlerle çalışan, kötü bakılan, kötü yerlerde ikamet eden sıhhatsiz ve gayri
memnun işçilere nazaran, iyi ücret alan, iyi bakılan, iyi şartlar altında ikamet
eden sıhhatli ve memnun işçilerin randımanlarının çok yüksek olduğu
bütün sanayi memleketerinin tecrübeleriyle sabit olmuş bir hakikattir...
Ancak çalışma şartlan, bütün ehemmiyetine rağmen sadece rantabilite
bakımından mütalâa edilmemelidir. Unutmamalıdır ki insan iktisat için
değil, iktisat insan içindir. İçinde çalışan insanları harap eden en kârlı
işletme dahi, insan düşmanı ve cemiyet düşmanıdır.”
ETİBANK’ın kuruluşundan yaklaşık yirmi yıl sonra, 1955’de Hukuk Felsefesi
ve Hukuk Sosyolojisi Doçenti Dr. Hamide TOPÇUOĞLU ‘ETİBANK VE SOSYAL
POLİTİKASI’ isimli çalışmasında Prof. Kessler’in yukarıdaki saptamalarına
atıfta bulunarak ve Osmanlı dönemi şartlarıyla da kıyaslayarak ETİBANK
işletmeleriyle gelen anlayışı ve şartları özetle şöyle aktarıyor;
“Etibank, lalettayin bir müteşebbis değil, örnek teşkil edecek bir iş veren
olmak azminde idi. O, Devletin nâzım ve hami rolünü temsil ederek
sosyal politika sahasında, hattâ bazan iktisadî mülâhazaları ikinci plânda
tutarak ilerlemek, daha doğrusu insan unsuruna önem vermek gerektiğini
biliyordu. Esasen Etibank’ın kuruluş zamanında Devlet, çalışma şartlarının
rantabilite bakımından ehemmiyetini idrak etmiş bulunuyordu.
Etibank, sosyal politika mülâhazalarının, sosyal adalet prensiplerinin Devletçe
benimsendiği bir safhada teşekkül etmiş ve kendisine düşen rolün

memleket sanayiini geliştirmek olduğu kadar, sanayi işçisinin durumunu
da ciddî bir şekilde ıslah etmek olduğunu takdir etmişti .
Hususiyle Etibank’ın iştigal sahasının sıklet merkezini teşkil eden kömür
istihracı sanayiinin merkezindeki Zonguldak Kömür Havzası hakkındaki
kıymetli etüdün yazarı, Hazine-i Hassa devrindeki durumu şöyle hülâsa
eder : “ Hazine-i Hassa zamanında Zonguldak köylüsü maden ocaklarında
tıpkı müstemlekelerdeki amelenin şeraiti hayatiyesi içinde bir orta zaman
ırgadı gibi çalıştırılıyordu. İş saatleri (gün doğumu), (gün batışı) diye hesaplanıyordu.
Amele kulübelerinin yanı başındaki hayvan ahırları sıhhî şeraite
daha uygun yapılmıştı. Hastalanan veya bir maden kazasında yaralanan,
sakatlanan amelenin tedavisi için sıhhî teşkilât mevcut değildi. Bir göçük
veya grizu infilâki neticesinde ölen amelenin ailesine tazminat namiyle bir
şey verilmiyordu. Bu suretle ölen veya sakatlanan amelenin aile ocakları
da birer birer sönüyor, çoluk çocuğu açlık ve sefaletle pençeleşiyordu.
Kazalarda ağır yaralanan amele madencinin veya maden işleten şirketlerin
hamiyetlerine terkediliyordu. Madenci isterse yaralı ameleyi sokağa atıyor,
dilerse de bir hayvan sırtına yükleyerek köyüne gönderiyordu. “
1848 den 1865 yılına kadar devam eden bu Hazine-i Hassa İdaresinin gerek
endüstriye ve gerek sosyal bakımdan gösterdiği zaaf ve aciz karşısında
Osmanlı Devleti Havzanın İdaresini Bahriye Nezaretine vermiş ve meşhur
Dilâver Paşa ’Ereğli Livası Kaymakamı’ ünvaniyla Ereğli’ye gönderilmiştir.
Havza’nın durumundaki vehameti gören bu Osmanlı Devlet adamı, derhal
bir komisyon kurarak kendi zamanı için cidden bir ilerleme sayılabilecek
bir talimatname hazırlamıştır. Ancak uygulamada pek başarı sağlanamamıştır.
Dr. Topçuoğlu çalışmasında, Profesör Kessler’in, eski Fransız maden şirketinin
işçilerine ikametgâh olarak tahsis ettiği yerleri gezdikten sonraki
gözlemlerini şöyle aktarır;
“Gördüklerim, modern bir çiftçinin hayvanlarını bile barındırmaktan utanç
duyacağı penceresi dahi bulunmayan taş odalardı. Hiç bir suretle bu duvar
harabelerine insan ikametgâhı denemez. Anlaşılan bu müteşebbisler,
kendilerine toprak altından kara elmas çıkarmak için çok ağır ve tehlikeli
şartlar altında çalışan kimselere karşı en ufak insanî duyguları bile beslememişlerdir.”

Geçmişte havza amelelerinin durumu
Yazıda yabancı şirketlerin imtiyazlar karşılığı alıp götürdükleri ülke kaynaklarını
çıkarmak için Anadolu insanına verdiği ücretlerle ilgili de şu tesbit
yapılmış; ‘O dönemlerdeki ücret meselesi, görüldüğü üzere, yalnız patron
menfaatine göre tanzim ediliyor ve o zaman bir hayli kâr etmekte olduğu
iddia edilen Havza’da amele çok düşük bir ücretle iktifaya fiilen mecbur
bırakılıyordu. Geçici amele gıda meselesini köyden getirdiği bir çuval mısır
unu ile idare ediyor, diğerleri mahalle bakkallarının insafına göre gıdasını
şuradan buradan temine çalışıyordu.”
Hamide Topçuoğlu’nun çalışmasında devrin Ticaret Vekâleti müsteşarı Zühtü
Beyin, işçilerin durumunun ne denli kötü olduğuna dair gazetelere verdiği
bir beyanat da yer almaktadır. Bu Osmanlı devlet adamı memlekette bir
sosyal kanunun bulunmasına rağmen, uygulamada gördükleri karşısında
şöyle isyan etmektedir; “Dertli milletin amelesi de elbette dertli olur. Havza
amelesi de baştan aşağı hastalıklı ve muzdariptir. Bu zavallı kitlenin dertlerini
nereden başlayıp nerede bitirebileceğini tâyin edemiyorum. Havza’da
amele meselesi ücret meselesi midir, sıhhat ve selâmet meselesi midir,
yoksa daha yüksek bir refahı içtimaiyeye namzet olmak isteyen bir sınıfın
talepleri meselesi midir? Amele işini maalesef böyle kısımlara ayırarak tetkike
lüzum görmüyorum. Çünkü amele hayatında selah emaresi yoktur. Ve âdeta
denilebilir ki sermayedarlarla birlikte şe¬raiti idariye, iktisadiye ve içtimaiye
bir araya gelip ittifak ederek ameleyi kemirmeye karar vermişlerdir.
Amelenin ismen aldığı kabul edilen ve kendi geçindikten sonra baki kalan
para ile ne zayi olan vücut kuvvetini telâfi ettiği ve ne de gününe nazaran
daha fazla çalışmağı temin edecek bir kuvvei zindegî iktisap eylediği iddia
olunamaz. Bu hale göre Havza, madenleri kemiren ve ameleyi emen
kaplanlardan ibarettir ki amele musibet talihi bildiği halde buraya gelir ve
kendini kapana sokar. Yarı ölüm halinde bitap buradan köyüne döner ve
belki ancak orada, oranın havası ve ailesinin mahsul kuvvetiyle kendisine
bir parça huzur ve sükûn yuvası bulur.
Buradaki facia, ücretlerin bazan tedahül etmesinden, hiç verilememesinden
veya muhtelif cezalarla tenkis edilmesinden dolayı filen daha aşağı
miktarlara iner ve bu hale göre Havzada amelelik, boğaz tokluğunun çok
altında, hayatı, bir nevi, bile bile ifna oyununa müncer olur.
Ücret miktarı ile amele şeraiti hayatiyesinin bu nisbetsizliği kâfi facia ise de,

her türlü esbabı ihtiyatiye ve fennî tahaffuz çarelerinin düşünülüp tatbik
edilmemesinden mütevellit büyük küçük kazalar ve bu kazaların muttasıl
teakup ve tevali ettiği nazarı dikkate alınırsa ameleliğin bir faciai iktisadiye
suretinde tesvir edilebilmesi imkân altındadır.
Şöyle hulâsa edebilirim : Amele burada ; zavallı, cılız ve zayıf bir kurbandır.
Amelenin bu halinden kendisi az müşteki; etraf az çok mütehassis. “
Hami işveren ETİBANK
Geçmiş dönemlerdeki uygulamalarda, yabancıların ülke kaynaklarını
yağmalarken, onları çıkaran ülke insanına reva gördüğü şartlara bakınca,
Cumhuriyetle kurulan ve herbiri vatandaşlarının beklentilerinin de üstünde
olanaklar ve gönenç sağlayan, gittiği yöreyi ve yöre insanını baştan başa
değiştiren ‘muassır medeniyete’ ulaşma hedefinin ve sosyal devlet idealinin
başarılı temsilcileri olan işletmelerin ne anlama geldiği ve halk tarafından
neden büyük bir coşku ve heyecanla karşılandıkları ve benimsendikleri
daha iyi anlaşılıyor.
ETİBANK’ın sağladığı diğer bazı sosyal imkanları da Dr. Topçuoğlu bahsedilen
çalışmasında şöyle dile getiriyor; “Etibank’ın kanunî bir mükellefiyet
mahiyetinde olmadığı halde, Banka kendi personelinin çocuklarını tahsilsiz
bırakmamak gayesiyle İşletmeler civarında okullar açmaktadır. Bunlardan
maden kömürü havzasındaki yedi ilk okulun hâlen, bina, öğretmen vesaire
masrafları müessese tarafından ödenmekte ve bunlar özel okullar statüsüne
tâbi bulunmaktadırlar. Diğer işletmelerdeki okullar, mülkiyeti işletmeye ait
olmak üzere, Maarif Vekâletine devredilmişlerdir.
İşletmelerin spor faaliyetine de ehemmiyet verildiği görülmektedir. Meselâ
Ereğli Kömürleri İşletmesi, linyit ve bakır spor kulüpleri, belli başlı spor
kollarında aldıkları derecelerle ekseriya bölgelerini temsil başarısını ihraz
etmişlerdir. Güreş ve millî oyunlara da yer verilmektedir. Bütün işletmeler
yanında sinema vardır. Haftada bir veya iki film işçilere parasız gösterilmektedir.
Bundan başka memur ve işçi lokalleri mevcuttur. Ve nihayet işçi
ailelerinin el ve ev tezgâhlariyle teçhizi suretiyle boş zamanlann faydalı bir
şekilde kıymetlendirilmesine çalışılmaktadır. Fiilî durum itibariyle bütün bu
yardımlar, rakip teşekküllere işçi kaptırmamak endişesiyle izah edilemez.
İtiyadlarına, göreneklerine göre işçi kitlelerinin, çok daha kötü şartlar altında
da ses çıkarmadan, çare aramadan çalışıp gittiklerini onbeş yirmi senelik
mazi kâfi derecede göstermiştir. Evvelce işaret ettiğimiz gibi, hususiyle

kömür madende, kâr meselesi de bahis konusu değildir. O halde bütün bu
olanakları bize, Etibank’ın, hami bir iş veren durumunda olduğunu, devletin
koruyucu rolünü temsil ettiğini açıkça göstermektedir. Esasen ruhî faktörlerin
ehemmiyeti bugün bütün dünyaca kabul edildiği için, işçiyi maddeten
olduğu gibi manen de beslemek, yetiştirmek icabetmektedir.’’
‘Ümmilik bertaraf edilmeden demokrasi de, hakiki siyaset de
olamaz!’
Verimliliği artırmak amaçlı uygulamalardan olarak 1980’lerde dünya gündemine
gelen Toplam Kalite gibi uygulamaları biliriz.Benzer uygulamaların
hem de salt işletme verimliliği gibi tektaraflı değil, tersine ülke insanının
yaşam kalitesini artırmak ilk hedefiyle 1930’larda ülkemizde uygulanması
bir yönüyle gurur veriyor. Ama, bu sürecin ülkenin elinde avucunda birşey
yokken başarılıp, uygulama tecrübeleriyle ve kazanımlarla gelişecegine,
bugün her
bakımdan geriye gidişi ise oldukca üzücü ve düşündürücü. Kuşkusuz
nedenleri çok yönlü tartışılmalı. Profesör Kessler’in bu tartışmalara ışık
tutacak çok çarpıcı ve önemli bazı tesbitlerini çalışmasında Dr. Topçuoğlu
şöyle dile getiriyor; “Havza’da amelenin boş vaktini nasıl geçirdiğini merak
eden Profesör Kessler, okuma suretiyle yahut müzik dinlemekle vakit
geçirmenin mutad olmayışına hayretler etmiş ve “ bir çok kereler ziyaret
ettiğim Almanya, Polonya ve Hollanda’daki maden havzalarında işçilerin
serbest zamanlarını bu kadar boş geçirdiklerini görmedim “ diye bu hayretin
sebebini izaha çalışmıştır. Bu, işçilerin kültür seviyesiyle, daha doğrusu
memleket çapında bir mesele ile alâkadardır. Profesör ihtiyarî
mahiyette olan okuma yazma derslerinin mecburî kılınmasını tavsiye ederek
ümmilik tamamiyle bertaraf edilmeden hakikî sendikacılık ve hakikî siyaset
hayatı mümkün olamaz. Okuma yazma bilmiyenlerle demokrasi de olmaz.
İşletme idaresi kendi mıntakası dahilinde ümmiliği tamamiyle tasfiye edebilirse
bütün Türkiye’ye çok öğünülecek bir nümune teşkil edebilir “ demiştir.
Hulâsa, gerek kollektif mukaveleler safhasına geçilmesi, gerek işçi evlerinin
tamamlanması, gerek reeducation meselesinin düzenlenmesi ve bilhassa
işçinin kitle halinde ümmilikten kurtarılması hususlarında Etibank’ın müsmir
faaliyetlerine devam edeceğini ve şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra
da zikredilen hususlarda memleketimizin sosyal politika meselelerinin öncüsü
olarak kalacağını ümit etmememiz için hiç bir sebep yoktur.’

Bu ülke tesisleri kapatılırken ya da satılırken neler kaybedildiğini, neler yitirildiğini
ya da bu tesislerin belki de neden yok edildiğini anlayabilmek için
yukarıdaki tesbitleri iyi analiz etmeliyiz.
Sona Doğru
Evet, bildik süreçler tekrarlanır ve yukarıda peşpeşe kuruluşları sayılan tesisler
yerine, peşpeşe yokedilen tesisler gündeme gelir.
1993 yılında, Karadeniz Bakır İşletmesi A.Ş., Çinkur A.Ş. ve Etibank Bankacılık
A.O. Etibank bünyesinden ayrılarak Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığına
devredilir. 1994 yılında, Ergani Bakır, Keçiborlu Kükürt, Halıköy Civa,
Mazıdağı Fosfat İşletmeleri kapatılır. 1998 yılında özelleştirme işlemlerini
kolaylaştırmak için her bir işletme bağlı ortaklık statüsünde ayrı birer AŞ.
haline getirilir ve bundan sonra Özelleştirme İdaresi’ne devir furyası hızla
sürer. 2000 yılında Eti Bakır, Eti Krom, Eti Elektrometalurji ve Eti Gümüş
A.Ş., 2003 yılında ise Eti Alüminyum A.Ş. ve Çayeli Bakır İşletmeleri’ndeki
hisseler Özelleştirme İdaresi’ne devredilir.
ETİANK’ın ismi de Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirilerek
elinde kalan tek yapı olarak Eti Bor A.Ş.nin bağlı ortaklık ve Genel Müdürlük
statüsü kaldırılır ve Bandırma Bor ve Asit Fabrikaları İşletme Müdürlüğü, Bigadiç
Bor işletme Müdürlüğü, Emet Bor İşletme Müdürlüğü, Kırka Bor İşletme
Müdürlüğü ve Kestelek Bor İşletme Müdürlüğü olarak yeniden düzenlenir.
Diğer bir deyişle sadece Bor İşletmeleri elinde bırakılır. Şimdilik....
ETİBANK Bandırma İşletmesi

Cumhuriyetin kıt kanaat yarattığı birikimlerle ilk sanayi planı uyarınca
1930’ların ortalarında çok doğru bir öngörü ile kurulan; yeraltı kaynaklarını
araştırmak için Maden Tetkik Arama (MTA), bu kaynakları işlemek için
de ETİBANK ikilisinin en önemli ve büyük ürünlerinden biri de Seydişehir
Aluminyum tesisleridir. Bu ikilinin uyumuna güzel bir örnek olan tesisin
doğuşunu eski Genel Müdürlerinden Dr. Erdemir Karakaş TMMOB’nin Mühendislik-
Mimarlık Öyküleri-II kitabında şöyle anlatır;
‘.. Ülkemizdeki pek çok maden işletmesinin ve sanayi tesisinin olduğu gibi
ETİBANK Seydişehir Alüminyum Tesislerinin kuruluşunda da ilk adımı atan
ve önemli rol oynayan kuruluş o zamanki adıyla Maden Tetkik ve Arama
Enstitüsü ( M.T.A. )dür. Yirminci yüzyılın başlarından itibaren hafifliği, korozyona
karşı mukavemeti, çok çeşitli metallerle yaptığı değişik alaşımlarının
çok çeşitli üretim alanında kullanılabilmesi nedeniyle giderek önem kazanan
alüminyumun ham maddesi olan Boksit’in aranması ve rezervlerinin tesbiti
ellili yıllardan itibaren M.T.A.‘nın faaliyet planlamalarında ağırlık kazanmaya
başladı.Toros’ların çeşitli bölgelerinde boksit ve diasporit oluşumlarına rastlanıyordu.
Ancak ekonomik olarak işletilebilir miktarlarda rezervlerin tesbit
edilmesi için M.T.A, jeolog ve maden mühendislerinden oluşan güçlü ekiplerle
yoğun bir arama faaliyeti gerçekleştirdi. Bu gayretlerin sonucu olarak,
altmışlı yılların başında Seydişehir’in yirmibeş kilometre kuzeyinde, Keçili
köyü – eski adı Elmasut - yakınlarında Mortaş ve Doğankuzu boksit yatakları
tesbit edildi. Alüminyum hammaddesinin, boksit cevherinin bulunması
M.T.A. için büyük bir başarı, Ülke ekonomisi için önemli bir olaydı.’
ETİBANK Seydişehir Aluminyum İşletmelerinin Eski Misafirhane
Yemek Salonunda Sovyet konuklar ağırlaniyor

Ve, ardından ETİBANK’ın bünyesinde kurulan bu tesisin de bulunduğu
bölgeyi nasıl değiştirdiğini gene Dr. Karakaş’tan dinleyelim;
‘Kırk yılı aşkın bir süredenberi bu iki sözcük: Seydişehir ve Alüminyum,
biribirini bütünledi, biri diğerini çağrıştırdı ve birlikte anıldı. Orta Anadolu’nun
Toroslara dayandığı ücra köşesindeki bu küçük, sade, sessiz kasaba,
kırk yıl önce bağrındaki boksit cevherini bu ülkenin hizmetine sunarak
alüminyumun doğuşunu sağladı. Buna karşılık alüminyum, bu sevimli Toros
kasabasına hayat verdi, ellibini aşkın nüfuslu bir sanayi şehrinin oluşumunu
gerçekleştirdi.’
ETİBANK Seydişehir Aluminyum İşletmeleri’nden Genel Bir Görünüm
Kapatılan işletmeler suskun, yöre halkı yetim....
ETİBANK’ın tesislerinin bölge için ne anlam ifade ettiğini, tesisler kapanırken
neleri de kaybettiğimizi Yaşar Seyman 2005 Nisan’ında Birgün Gazetesi’ndeki
bir köşe yazısında şöyle anlatıyor; ‘Sıcak bir yaz günü Mardin
toprakları güneşin ateşiyle kavruluyor, Güneydoğu gezimiz Mardin ve ilçeleri
ile sürüyordu. Mazıdağı, her tarafı “Berroje Mala” yani bir dağlar beldesi
ve bölgenin yaylası. Mazıdağı merkezine girmeden önce gördüğüm tesise
sevincimi anlatılanlar gölgedi. 1974 yılında kurulan Etibank Fosfat İşletmeleri,
1994 yılında üretimi durdurulduğu için suskun ve öksüz, Mazıdağı halkı ise
yetim kalmıştı...
Oysa, 1974 yılında kurulan Etibank Fosfat İşletmeleri ilçe merkezindeki
yaşama renklilik, işsizliğin azalmasına ve ekonomisine canlılık katmış. O
yıllarda hamam, sinema, tiyatro, kütüphane, şortla gezen insanların varlığı
bile Mazıdağı halkının bugün övünçle anlattığı sosyal yaşama özlemin öteki
adıydı. Bugün o kurumlardan ve anlatılan yaşamdan eser yoktu. O yıllarda
ilçenin genç kaymakamı, kız çocuklarının okula gönderilmesi için başlattığı
çalışmaları bizlere anlatıyordu. O geziden dört yıl sonra Mazıdağı halkının
genç bir kadını Belediye başkanı seçtiğini gazetelerden okudum. Bu değişime
inanılmaz sevindim. O yörelerdeki genç kızların yaşam fotoğrafları
artık değişiyordu.”
ETİBANK’ın verdiği bir diğer hizmet türü de bankacılık oldu. Madencilik
kredilerinin dışında, çimento, iplik, seramik, kağıt ve otomobil fabrikalarının
kurulmasına, kara ve deniz taşımacılık filolarının oluşmasına da öncülük etti
ve ticari bankacılık yanında yatırım bankacılığına da katkıda bulundu.
1955 yılında bankacılık sektöründe faaliyete başlayan Etibank’ın bankacılık
çalışmaları, 1958 yılında açılan İskenderun ve Pangaltı şubeleriyle daha
aktif hale geldi. 1957 yılı sonunda şube sayısı 5 iken 1995 yılı sonu itibariyle
toplam şube sayısı 130’a ulaştı. Devlet tarafından 1989 tarihinde Etibank’ın
bankacılık bölümünün işletmeler bölümünden ayrılarak anonim şirket haline
dönüştürülmesi kararının 1993 yılında işlerlik kazanması sonrasında, 1998
yılında bankacılık kısmı özelleştirildi. Ve daha sonra bildik süreçler ardından
önce fona devredildi, sonra da ülke sanayi ve ekonomisi için çok önemli
hizmetlerde bulunmuş bu yapıda yok oldu gitti.
Belli bir yaşta olanlar hatırlar, radyoda bir zamanlar şöyle bir reklam duyardık;
“ETİBANK : Madencilik, Metalurji, Bankacılık”. ETİBANK’ın logosunda bulunan
3 daire, faaliyet gösterilen bu üç alanı temsil ederdi. Birbiriyle çok iyi entegre
edilmiş bu faaliyetler, ülkemizin MTA, Enerji İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) gibi
diğer kuruluşlarla büyük bir işbirliği ve uyum içinde uzun yıllar sürdürüldü,
ülkemizin altyapıları, mühendislik birikimleri böyle oluşturuldu.
Bugün ülkemizin pek çok tesisinde, kurumunda ETİBANK mektebinde
yetişmiş mühendisleri, uzmanları görmek mümkündür.
Onlar, o günlerini mutlulukla anarlar, yetiştikleri kuruma
minnet duyarlar. Bu satırların yazarı da bunlardan biridir.
 
TMMOB YAYINI Mühendislik Mimarlık Öyküleri-IV

Son Güncelleme: Cuma, 16 Temmuz 2010 21:57
 
ODA WEB SAYFASINDAKİ MADEN KANUNU UYGULAM YÖNETMELİĞİ TASLAĞI PDF Yazdır e-Posta
CİHANGİR DARENDE tarafından yazıldı   
Salı, 06 Temmuz 2010 11:24

GİRİŞ SAYFASI

ŞUBE TARİHÇESİ    ŞUBE YÖNETİM KURULU    ŞUBE ÇALIŞANLARI   
KOMİSYONLAR    ÇALIŞMA PROGRAMI    ÇALIŞMA RAPORU    TEMSİLCİLİKLER   

»MADEN KANUNU UYGULAM YÖNETMELİĞİ TASLAĞI

HABER

Yayına Giriş Tarihi: 24.06.2010
Güncellenme Zamanı: 24.06.2010 13:27:02
Yayınlayan Birim: ZONGULDAK

 

TASLAĞIN MEVCUT DÜZENLEME İLE KARŞILAŞTIRILMASINA İLİŞKİN KARŞILAŞTIRMA CETVELİ

 

MADEN  KANUNU   UYGULAMA YÖNETMELİĞİ

 

Madde 4 - Bu Yönetmelikte geçen;

 

    Teknik Nezaretçi: İşletmelerdeki faaliyetlerin teknik ve emniyet yönünden nezaretini yapan, Kanunun 29 uncu maddesi gereği faaliyet bilgi formunun hazırlanmasından sorumlu ve yetkili maden mühendisini,

    Teknik Nezaretçi Defteri: Muhafazasının sorumluluğu ruhsat sahibine ait olan, noter tarafından onaylanmış, teknik nezaretçinin raporunu yazdığı defterini,

 

 

 Daimi Nezaretçi: İşletmede daimi istihdam edilen maden mühendisini,

 

    ifade eder.

 

Madde 31 - Birleştirme sonucunda sahanın teknik nezaretçilerinin sorumlu olacakları faaliyet alanları yeniden belirlenir.

 Madde 49 - Müracaat edilen alanda 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamında verilmiş ruhsat hakları incelenir. Hammadde üretim izni talep edilen alanda, ruhsatlı alanlar var ise yapılacak hammadde üretiminin madencilik faaliyetlerine engel olup olmayacağı ve kaynak kaybına yol açıp açmayacağı göz önünde bulundurularak mahallinde tetkik yapılır. Heyetin saha mahallinde yapacağı tetkik tarihi, talep sahibi kamu kurum ve kuruluşuna ve talep alanında ruhsat var ise ruhsat sahibine bildirilerek tetkik tarihinde saha mahallinde bulunulması istenir. İlgililerin, heyetin mahallinde yapacağı tetkike katılmamaları durumunda tetkik re‘sen yapılabilir.

    Kamu kurum ve kuruluşlarının altı aydan az süreli veya toplam beş yüz tondan az olan miktarlardaki hammadde talepleri, talep edilen alanda yürüyen ruhsat hakları yok ise mahallinde tetkik yapılmadan da karşılanabilir.

    Bu kapsam dahilinde yürütülen faaliyetler için teknik nezaretçi atanması zorunluluğu yoktur. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin yerine getirilmesinden izin sahibi kamu kurum ve kuruluşu sorumludur.

Madde 52 - Hammadde üretim izni verilen alanda başka bir kamu kurum ve kuruluşunun üretim yapmak istemesi durumunda, Ek Form-12‘de yer alan formata uygun yapı hammaddesi talep formu ile Genel Müdürlüğe müracaat eder. Bu projenin uygun bulunması ve üretim izni verilmiş kamu kurum ve kuruluşunun muvafakatinin alınması kaydıyla bu alandan üretim yapabilir.

 

  

ÜÇÜNCÜ KISIM:TEKNİK NEZARETÇİLİK

    BİRİNCİ BÖLÜM: TEKNİK NEZARETÇİNİN GÖREVİ VE ATANMASI

    Görev

    Madde 107- Teknik nezaretçi, 3213 sayılı Maden Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanununun ilgili maddelerinde ve yönetmeliklerinde yer alan görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Atanma

    Madde 108- Teknik nezaretçi atanması için ruhsat sahibince;

    a) Bu Yönetmelik ekinde verilmiş teknik nezaretçi atama belgesi (Ek Form-17),

    b) Ruhsat sahibinin 492 sayılı Harçlar Kanunu gereği yatırdığı teknik nezaretçi tayin harcı makbuzu

    ile Genel Müdürlüğe müracaat edilir. Teknik nezaretçi atama belgesinin Genel Müdürlükçe onaylanması ile atama gerçekleşmiş olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    Teknik nezaretçi, ruhsat sahasının tamamına atanabileceği gibi ruhsat sahasındaki işletmenin bir bölümüne de atanabilir.

 

 

 

 

  İKİNCİ BÖLÜM:TEKNİK VE DAİMİ NEZARET İÇİN RUHSAT SAYILARI, YETKİ VE SORUMLULUKLAR

    Teknik nezaret görevi alınabilecek ruhsat sayısı

    Madde 109 - Bir maden mühendisi, I (a) Grubundan beş, diğer gruplardan da beş olmak üzere en fazla on ruhsat sahasında teknik nezaret görevi alabilir. I (a) Grubunda nezaret görevi olmasa bile, I (b), II., III., IV. ve V. Gruplar için en fazla beş nezaretçilik görevi yapabilir. Diğer gruplarda teknik nezaret görevi olmadığı durumlarda I (a) Grubu için bu sayı en fazla on olabilir. İstifa eden veya azledilen nezaretçiler, yukarıda belirtilen sınırlar dahilinde aynı yıl içinde en fazla üç yeni nezaretçilik görevi alabilir.

 

 

  

  

  

  

  

  

  

Zorunlu olarak daimi nezaretçinin çalıştırılacağı ruhsat sahaları

    Madde 110 - Maden mühendisinin daimi nezaretçi olarak istihdam edileceği durumlar şunlardır:

    a) En az otuz işçi çalıştıran işletmeler,

    b) En az on beş işçi çalıştıran yeraltı üretim yöntemiyle çalışan işletmeler.

    (Değişik fıkra:18/07/2006 - 26232 S.R.G Yön/13.mad) Teknik nezaretçi ataması yapılmış sahalarda maden mühendisinin daimi istihdam şartının oluştuğu ancak daimi nezaretçi atamasının yapılmadığının tespiti halinde teminat irat kaydedilerek ruhsat sahası için daimi nezaretçi istihdamı için on beş gün süre verilir. Bu sürede daimi nezaretçi ataması yapılmayan sahalarda üretim faaliyetleri durdurulur.

    İşletmede daimi istihdam edilen maden mühendisi, 4857 sayılı İş Kanununda belirtilen iş güvenliği uzmanı olabilme şartlarını sağlaması halinde aynı zamanda iş güvenliği uzmanı olarak da görev yapabilir. Ancak, 300‘den fazla işçi çalıştıran sahalarda ayrıca bir iş güvenliği uzmanı maden mühendisi görevlendirilir.

 

 

 

Ruhsat sahibi, daimi nezaretçinin işe başlama ve işten ayrılma tarihlerini Genel Müdürlüğe bildirir.

 

 

 

 

 Daimi nezaret görevi üstlenmiş olan mühendisler, gerekli şartları sağladıkları taktirde aynı zamanda o işletme için teknik nezaret görevi de yapabilirler. Ancak, bu durumda başka ruhsat sahalarında teknik veya daimi nezaret görevi üstlenemezler.

 

 

 

 

 Yetki ve sorumluluk

    Madde 111 - Teknik nezaretçisi olmayan ruhsat sahalarında üretim yapılamaz. Teknik nezaretçinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:  

  a) Teknik nezaretçi, işyerinin her yerinde görevi ile ilgili inceleme yapmak ve gerekli her türlü bilgiyi alma yetkisine sahiptir. Bu yetkinin kullandırılmamasından ruhsat sahibi sorumludur.

    b) Teknik nezaretçi, nezaret görevini 3213 sayılı Maden Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında yürütür. Teknik nezaretçi, ruhsat sahasındaki faaliyet ve üretimleri on beş günde en az bir defa denetlemek, tespitlerini ve önerilerini teknik nezaretçi defterine not etmek zorundadır. İşyerinde yaptığı inceleme ve gözlemlerde iş sağlığı ve güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurma yetkisini kullanarak ilgili kuruluşlara bildirir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 c) Teknik nezaretçi, atanmış olduğu işyerindeki faaliyetler ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, öneri ve önlemleri belirler. Bunları işyerinde çalışanların görebileceği şekilde ilan eder ya da panoya asar. Aynı zamanda noter onaylı "Teknik Nezaretçi Defteri" ne rapor ederek ruhsat sahibine bildirir. Eksiklik ve aksaklıkların, öneri ve önlemlerin rapor edilmemesinden teknik nezaretçi, bunların yerine getirilmemesinden ruhsat sahibi sorumludur.

    d) Teknik nezaretçi, 4857 sayılı İş Kanununda belirtilen iş güvenliği uzmanı olabilme şartlarını sağlaması halinde aynı zamanda iş güvenliği uzmanı olarak da görev yapabilir. Ancak, 300‘den fazla işçi çalıştıran sahalarda ayrıca bir iş güvenliği uzmanı maden mühendisi görevlendirilir.

 

 

 

    Teknik nezaretçinin nitelikleri

    Madde 112 - Teknik nezaret görevini üstlenebilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

    a) T.C. vatandaşı olmak,

    b) Maden mühendisi olmak,

    c) Yeraltı işletme faaliyetlerine nezaret edecek olanlarda yeraltı maden işletmelerinde en az iki yıl deneyimli olmak ve bu deneyimini belgelemek.

 

 

 

 

 

 

Teknik nezaretçi olarak ilk defa atanacakların Maden Mühendisleri Odası tarafından yapılacak eğitim semineri sonucunda verilen teknik nezaretçi sertifikasına sahip olmaları gerekir.

 

 

 Maden işletmelerinde veya madencilikle ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında denetim veya işletme faaliyetlerinde fiili olarak en az beş yıl çalışan maden mühendisleri için sertifika şartı aranmaz.

 

Teknik nezaretçi eğitim programı, Bakanlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşleri alınarak Maden Mühendisleri Odası tarafından hazırlanır.

    Görevin sona ermesi

    Madde 113 - Teknik nezaret görevi; işveren ile yapılan sözleşmenin feshedilmesi, ruhsatların devri, intikali, tescili te knik nezaretçinin istifası veya ölümü halinde sona erer. Bu gibi durumlarda ruhsat sahibi tarafından en geç on beş gün içerisinde yeni bir teknik nezaretçi atanmak zorundadır. Yeni teknik nezaretçi atanıncaya kadar teknik ve emniyet yönünden meydana gelecek tüm olaylarda sorumluluk ruhsat sahibine aittir.

 

 

 

 

 İstifa ve azillerin Genel Müdürlüğe on beş gün içinde bildirilmesi zorunludur. Aksi halde tarafların sorumluluğu devam eder. Bu süreden sonra üretim faaliyetlerine devam edilmesi halinde teminat irat kaydedilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

    Ruhsat ile ilgili olarak;

    a) Teknik nezaretçilik yapan mühendisin istifası halinde, teknik nezaretçi, görev yaptığı döneme ait faaliyet bilgi formunu iki nüsha düzenleyip, bir kopyasını ruhsat sahibine diğer kopyasını ve sahanın son durumuna ilişkin öneri ve önlemlerini içeren raporu ve işletme faaliyet bilgi formunu Genel Müdürlüğe verir. Aksi halde teknik nezaretçi olarak yeni bir göreve bir yıl süresince atanamaz.

    b) Ruhsat sahibinin teknik nezaretçiyi azletmesi ya da ruhsatın devri, iptali ve terk edilmesi hallerinde, teknik nezaretçi görev yaptığı döneme ait işletme faaliyet bilgi formunu, sahanın son durumuna ilişkin öneri ve önlemleri içeren raporu Genel Müdürlüğe verir. Aksi halde azledilen teknik nezaretçi yeni bir göreve bir yıl süresince atanamaz.

 

 

 Teknik nezaretçi ataması gerçekleşmeden üretim yapılması halinde ruhsat teminatı irat kaydedilerek faaliyet durdurulur. Teknik nezaretçi atanmasının sağlanması ve teminatın yenilenmesi ile faaliyete izin verilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

  

Ek Form- 17

 

T.C.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞINA

(Maden İşleri Genel Müdürlüğü)

 

TEKNİK NEZARETÇİ ATAMA BELGESİ

 

RUHSATIN/SERTİFİKANIN                  :                                                     

İli                                                       : 

İlçesi                                                  :

No                                                      :

Grubu                                                 :

 

RUHSAT/SERTİFİKA   SAHİBİNİN:

Adı ve  Soyadı                                               :

T.C. Kimlik No                                              :

Telefon                                                           :

Vergi Dairesi ve Vergi No‘su                        :

Harç Makbuz Tarih ve No‘su            :

İmza   

 

TEKNİK  NEZARETÇİNİN:

Adı   ve   Soyadı                                            :

T.C. Kimlik No                                              :                                                       

Telefon                                                           :

Diploma Tarih ve No‘su                                :

Maden Mühendisleri Oda Sicil No                :

Teknik Nezaretçilik Yaptığı Diğer

Sahaların Adedi ve Numaraları                     :

 

Sigorta Sicil No‘su                             :

Vergi Dairesi ve Vergi No‘su                        :

 

Yazışma Adresi                                             :

E-Posta                                                          :

 

İmza                                                   :

Maden Mühendisleri Odası Vizesi                :

 

Yukarıda bilgileri verilen sahaya Maden Mühendisi...................................., 3213 sayılı Maden Kanununun 31 inci maddesi gereğince teknik nezaretçi olarak tayin edilmiştir.

 

ONAY

..../..../....

 

 MADEN İŞLERİ GENEL MÜDÜRÜ

  

  

 

 

MADEN KANUNU UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR

YÖNETMELİK TASLAĞI

 

Madde 4 -

 3/2/2005 tarihli ve 25716 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanan Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinde yer alan "Teknik Nezaretçi Defteri" ve "Daimi Nezaretçi" tanımı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve "Daimi Nezaretçi Defteri" tanımı ilave edilmiştir.

Teknik Nezaretçi Defteri: Muhafazasının sorumluluğu ruhsat sahibine ait olan ve Maden Mühendisleri Odası tarafından onaylanmış, teknik nezaretçinin raporunu yazdığı defterini (EK-Form 19/1)

 

Daimi Nezaretçi Defteri: Muhafazasının sorumluluğu ruhsat sahibine ait olan ve Maden Mühendisleri Odası tarafından onaylanmış, Daimi nezaretçinin raporunu yazdığı defterini

 

Daimi Nezaretçi: İşletmelerdeki teknik faaliyetleri işletme projesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini ise teknik nezaretçinin önerileri; doğrultusunda yürütülmesini sağlamakla sorumlu, işletmede daimi istihdam edilen maden mühendisini,

 

 

Madde 26- Yönetmeliğin 26 ncı maddesine 4 üncü fıkrasından gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

"Nezaretçiler sadece görevde bulundukları dönemlere ilişkin beyanda bulunabilirler."

 

Madde 31 -

 Yönetmeliğin 31 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

    Birleştirme sonucunda sahanın teknik nezaretçilerinin görevi sona erer, atama yenilenerek sorumlu olacakları faaliyet alanları yeniden belirlenir.

   Madde 49 -

Yönetmeliğin 49 uncu maddesinin 3. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 Hammadde üretim izni verilen kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen faaliyetler için teknik nezaretçi ve şartlar oluşması halinde daimi nezaretçi atanması zorunludur. (EK-form 17/1 ve 17/2)

 

Madde 52 -

 

Yönetmeliğin 52 inci maddesinin son fıkrasına aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    Bu kapsam dahilinde üretim izni verilmiş kamu kurum ve kuruluşunun yürütülen faaliyetler için teknik nezaretçi ve şartlar oluşması halinde daimi nezaretçi atanması zorunluludur. (EK-form 17/1 ve 17/2)

Madde 87- Aynı Yönetmeliğin 87 nci maddesinin başlığı "Maden Mühendisi Olmadan Yapılan Üretim" olarak değiştirilmiş, maddenin 1 inci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

 

Yönetmeliğin "ÜÇÜNCÜ KISIM" ve  "BİRİNCİ BÖLÜM" başlığı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

TEKNİK  VE DAİMİ NEZARETÇİLİK

BİRİNCİ BÖLÜM

TEKNİK NEZARETÇİ

Madde 107-

Yönetmeliğin 107 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

  

Görev

Madde 107- Teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi, 3213 sayılı Maden Kanununun ilgili maddelerinde ve yönetmeliklerinde yer alan görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Teknik ve daimi nezaretçinin sorumluluğu işletmenin tekniğe ve emniyet nizamnamelerine uygunluğunun kontrolü ile sınırlıdır. Teknik nezaretçi ve/veya daimi nezaretçi istihdam edilmiş olması, 4857 sayılı İş Kanunu‘nun 81 nci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

Teknik nezaretçi ve daimi nezaretçinin sözleşmesi, nezaretçinin mevzuattan yada sözleşmeden doğan haklarını kullanması veya yükümlülüklerini yerine getirmek için ruhsat sahibi aleyhine idari veya adli makamlara başvurması veya bu hususta başlatılmış sürece katılması nedeni ile feshedilemez.

Madde 108-

Yönetmeliğin 108 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Atanma

Madde 108- Teknik ve Daimi Nezaretçi atanması aşağıda belirtilen şekilde yapılır:

I) Teknik nezaretçi atanması için ruhsat sahibince veya hammadde üretim izin sahibi kamu kurum ve kuruluşunca;

•a)     Bu Yönetmelik ekinde verilmiş teknik nezaretçi atama belgesi (Ek Form-17/1), daimi nezaretçi atama belgesi (Ek Form-7),

•b)    Maden Mühendisleri Odasınca verilen yeraltı veya yerüstü işletmesine atanacağına dair yeterlilik vizesi

•c)     Ruhsat sahibi veya Hammadde Üretim İzin Sahibi Kamu Kurum ve Kuruluşunca 492 sayılı Harçlar Kanunu gereği yatırdığı teknik nezaretçi/daimi nezaretçi tayin harcı makbuzu,

•d)    Atama belgesinde adı geçenlere ait imza sirküleri, Teknik Nezaretçi Sertifikası/daimi nezaretçi sertifikası, Oda Kimlik Belgesi (Kamu kurumlarında çalışan mühendisler için ise imza sirküleri istenmez)

•e)     Maden Mühendisleri Odası tarafından onaylanan vize edilmiş Teknik Nezaretçinin çalışma esasları ile hak ve yükümlülüklerini belirleyen taraflar arasında imzalanan sözleşme

   ile Genel Müdürlüğe müracaat edilir. Genel Müdürlükçe atama işleminin tesis edilmesine engel bir durumun tespit edilmemesi halinde müracaat tarihi esas alınmak kaydıyla Teknik nezaretçi atama belgesinin Genel Müdürlükçe onaylanması ile atama gerçekleşmiş olur.  

Ruhsat sahasının tamamına tek bir Teknik Nezaretçi atanabileceği gibi koordinatları belirlenmek koşuluyla ruhsat sahasının değişik bölümlerine de birden fazla Teknik Nezaretçi atanabilir. Teknik Nezaretçiler atamada belirtilen koordinatlar dahilindeki alanlardan sorumludurlar.

Ruhsat sahasının tamamına tek bir Teknik Nezaretçi atanabileceği gibi koordinatları belirlenmek koşuluyla ruhsat sahasının değişik bölümlerine de birden fazla Teknik Nezaretçi atanabilir. Teknik Nezaretçilerin görev yerleri atamada belirtilen koordinatlar dahilindeki alan ile sınırlıdır. Ruhsat sahasının bir bölümüne teknik nezaretçi atanmış olması, ruhsat sahasının diğer bölüm veya bölümlerine ruhsat sahibince teknik nezaretçi atanması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Madde 109-

Yönetmeliğin 109 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Teknik nezaret görevi alınabilecek ruhsat sayısı

Madde 109 - Bir maden mühendisi, I (a) Grubundan üç, diğer gruplardan da üç olmak üzere en fazla altı ruhsat sahasında teknik nezaret görevi alabilir. I (a) Grubunda nezaret görevi olmasa bile, diğer gruplar için en fazla üç nezaretçilik görevi yapabilir. Diğer gruplarda teknik nezaret görevi olmadığı durumlarda I (a) Grubu için bu sayı en fazla altı olabilir.  

109 uncu maddenin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Genel Müdürlük tarafından yapılan teknik nezaretçi atamaları Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilir.

Madde 110-

Yönetmeliğin 110 uncu maddesi başlığı ve maddenin tamamı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

DAİMİ NEZARETÇİ

Madde 110- A) DAİMİ NEZARETÇİNİN İSTİHDAM EDİLECEĞİ DURUMLAR

 

•a)     Ruhsat sahası içinde yer alan tesisler de dahil en az on beş işçi çalıştıran işletmeler,

•b)    Ruhsat sahası içinde yeraltı üretim yöntemiyle çalışan işletmeler,

bir maden mühendisini daimi nezaretçi olarak atamak zorundadır.

Bu işletmelerin vardiyalı çalışmaları halinde, çalışılan her vardiya için en az bir maden mühendisi vardiyada görevlendirilmek üzere daimi olarak istihdam edilir.

Daimi nezaretçi ataması yapılmadan ve vardiyalı çalışmalarda gerekli maden mühendisleri istihdam edilmeden sahada üretim yapılamaz. Üretim yapıldığının belirlenmesi halinde teminat irat kaydedilerek faaliyet durdurulur. Daimi nezaretçi ve/veya daimi istihdam edilecek maden mühendislerinin istihdamının sağlanması ve teminatın yenilenmesi ile faaliyete tekrar izin verilir.

İşletmede daimi istihdam edilen maden mühendisi, 4857 sayılı İş Kanununda belirtilen iş güvenliği uzmanı olabilme şartlarını sağlaması halinde aynı zamanda iş güvenliği uzmanı olarak da görev yapabilir.

Ruhsat sahibi, daimi nezaretçinin işe başlama ve işten ayrılma tarihlerini Genel Müdürlüğe bildirir. (Ek Form-17/2).

Genel Müdürlük tarafından yapılan daimi nezaretçi atamaları Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilir. İşe başlama ve işten ayrılma konularındaki ihtilaf halinde Genel Müdürlük kayıtları esas alınır.

Aynı ruhsat sahasında birden fazla işletme olması halinde dahi, daimi nezaretçi sadece bir işletmede görev alabilir. Ayrıca daimi nezaretçiler görevlendirildiği işletmenin içinde olduğu ruhsat sahası da dahil olmak üzere hiçbir sahada teknik nezaretçilik yapamaz üstlenemez.

B) DAİMİ NEZARETÇİ ATANMASI

Daimi nezaretçi görevi üstlenilebilmesi için ; Daimi nezaret görevini üstlenebilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

•a)     T.C. vatandaşı olmak,

•b)     Maden mühendisi olmak,

•c)     Yeraltı maden işletmelerinde görevlendirilecek olanlarda en az iki yıl yeraltı maden işletmelerinde çalışmış olduğunu belgelemek,

•d)    Yeraltı maden işletmelerinde görevlendirilecek olanlarda tam teşekküllü Devlet Hastanesinden yeraltında çalışabileceğine dair heyet raporu almak,

•e)      Daimi nezaretçi olarak ilk defa atanacakların Maden Mühendisleri Odası tarafından yapılacak eğitim semineri sonucunda verilen daimi nezaretçi sertifikasına sahip olmak.    

Madencilikle ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında denetim veya işletme faaliyetlerinde en az iki yıl fiili olarak çalışan maden mühendisleri için sertifika şartı aranmaz.

Teknik ve daimi nezaretçi eğitim programı, Bakanlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşleri alınarak Maden Mühendisleri Odası tarafından hazırlanır.

C) DAİMİ NEZARETÇİNİN YETKİ VE SORUMLULUĞU

Daimi nezaretçi, görevini 3213 sayılı Maden Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında yürütür. İşletmelerdeki teknik faaliyetlerin, işletme projesine uygun şekilde, teknik nezaretçinin önerileri doğrultusunda işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini alarak yürütülmesini sağlamakla sorumludur.

Daimi nezaretçi, ruhsat sahasındaki faaliyet ve üretimleri her gün denetlemek, tespitlerini daimi nezaretçi defterine not etmek zorundadır. Aksi halde daimi nezaretçi uyarılır. Daimi nezaretçi işyerinde yaptığı inceleme ve gözlemlerde  iş sağlığı ve güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurarak mevcut durumu ruhsat sahibine ve Teknik Nezaretçiye ve ilgili kuruluşlara bildirir.

Daimi Nezaretçiler; Teknik Nezaretçi tarafından belirlenen ve nezaretçi defterine yazılan malzeme, ekipman, yenilemesi ve takviyesi gerektirmeyen eksiklik ve aksaklıkların yerine getirilmemesinden ve yine Teknik Nezaretçi tarafından hazırlanan yönergelerin uygulanmamasından sorumludur.

Daimi Nezaretçinin sorumluluğu; teknik nezaretçi tarafından belirlenen ve nezaretçi defterine yazılan; malzeme, ekipman alımı, yenilenmesi ve takviyesi gerektirmeyen; eksiklik ve aksaklıkların yerine getirilmemesi ve yine teknik nezaretçi tarafından hazırlanan yönergelerin uygulanmaması ile sınırlıdır. Bunun dışında kalan ve iş sağlığı ve güvenliği hususlarını içeren herhangi bir sorumluluk daimi nezaretçiye yüklenemez. Aksi kararlaştırılan görevlendirmeler, yetkilendirmeler, sözleşmeler ve taahhütler geçersizdir.

Madde 111-

Yönetmeliğin 111 inci maddesi başlığı ve maddenin tamamı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Teknik Nezaretçilerin Yetki ve Sorumlulukları ile Mali Hakları

Madde 111 - Teknik nezaretçisi olmayan ruhsat sahalarında üretim yapılamaz. Teknik nezaretçi ataması gerçekleşmeden üretim yapılması halinde ruhsat teminatı irat kaydedilerek faaliyet durdurulur. Teknik nezaretçi atanmasının sağlanması ve teminatın yenilenmesi ile faaliyete izin verilir.

Teknik nezaretçinin görev, yetki ve sorumlulukları ile Mali Hakları  şunlardır:

    a) Teknik nezaretçi sorumluluk alanı kapsamındaki ruhsat sahasının ve bununla ilişkili tesis ve yapıların her yerinde görevi ile ilgili inceleme yapmak, gerekli her türlü bilgiyi almak ve iş sağlığı ve güvenliği yönünden önlemleri aldırmak yetkisine sahiptir. Bu yetkinin kullandırılmamasından ruhsat sahibi sorumludur.

    b) Teknik nezaretçi, nezaret görevini 3213 sayılı Maden Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında yürütür. Teknik nezaretçi, ruhsat sahasındaki faaliyet ve üretimleri yer altı işletme yöntemi ile çalışılan sahalarda altı günde diğer sahalarda on günde en az bir defa denetlemek, tespitlerini ve önerilerini teknik nezaretçi defterine not etmek zorundadır. Aksi halde teknik nezaretçi uyarılır. Ayrıca bu defter ruhsat sahibince veya vekilince de eş zamanlı imzalanmak zorundadır. Teknik nezaretçi İşyerinde yaptığı inceleme ve gözlemlerde iş sağlığı ve güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurma yetkisini kullanarak ilgili kuruluşlara bildirir.

•c)     Teknik nezaretçi, atanmış olduğu ruhsat sahasındaki faaliyetler ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, öneri ve önlemleri belirler. Bunları işyerinde çalışanların görebileceği şekilde ilan eder ya da panoya asar. Aynı zamanda Maden Mühendisleri Odası onaylı "Teknik Nezaretçi Defteri" ne rapor ederek işletmelerde görevli daimi nezaretçilere ve ruhsat sahibine bildirir. Eksiklik ve aksaklıkların, öneri ve önlemlerin rapor edilmemesinden teknik nezaretçi, bunların yerine getirilmemesinden bu yönetmeliğin 110/C maddesi hükümleri kapsamında Daimi Nezaretçi ve ruhsat sahibi sorumludur. Üç denetim süresi sonunda bildirilen eksiklik ve aksaklıkların giderilmediği, öneri ve önlemlerin yerine getirilmediği; Teknik Nezaretçi tarafından tespit edilmişse, durum Genel Müdürlüğe bildirilir.

 

 

•d)    Ruhsat sahipleri çalıştıracağı Teknik Nezaretçiler ile içeriğinde mali haklarında bulunduğu Maden Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan bir sözleşmeyi düzenlemek, bunu Maden Mühendisleri Odasına onaylatmak ve bunun bir suretini atama belgeleri ile birlikte Genel Müdürlüğe vermek zorundadır. Ruhsat sahibince sözleşme gereği teknik nezaretçiye ödenmesi gereken ücret ve diğer mali hakları, sözleşmesinde belirtilen şartlarda ödenir. Ruhsat sahası ile ilgili bir önceki yıla ait teknik nezaretçilik ücretinin ödendiğine dair belgelerin her yıl Nisan ayı sonuna kadar Genel Müdürlüğe verilmesi zorunludur.

Teknik nezaretçi ücretinin ödenmiş olduğu, teknik nezaretçi tarafından kesilen serbest makbuzu veya fatura ya da teknik nezaretçi tarafından imzalanmış maaş bordrosu ile belgelenir.

Belgelerin idareye verilmediğinin veya eksik verildiğinin tespiti ve sorumluların uyarılmasından itibaren iki ay içerisinde bu durum düzeltilir. Bu sürede gerekli belgelerin verilmemesi veya eksik verildiği belirlenen belgelerin tamamlanması halinde teminat irad kaydedilir.

Nezaretçilik ücreti her sene Bakanlığın görüşü alınarak Maden Mühendisleri Odasınca belirlenerek Resmi Gazete‘de ilan edilir.

 

 

Madde 112-

Yönetmeliğin 112  inci maddesi başlığı ve maddenin tamamı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 112 - Teknik nezaret görevini üstlenebilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

•a)     T.C. vatandaşı olmak,

•b)     Maden mühendisi olmak,

•c)     Yeraltı maden işletmelerinde görevlendirilecek olanlarda en az beş yıl yeraltı maden işletmelerinde çalışmış olduğunu belgelemek,

•d)    Yeraltı maden işletmelerinde görevlendirilecek olanlarda tam teşekküllü Devlet Hastanesinden yeraltında çalışabileceğine dair heyet raporu almak,

•e)     Teknik nezaretçi olarak ilk defa atanacakların Maden Mühendisleri Odası tarafından yapılacak eğitim semineri sonucunda verilen daimi nezaretçi sertifikasına sahip olmak,    

Maden işletmelerinde veya madencilikle ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında denetim veya işletme faaliyetlerinde fiili olarak en az beş yıl çalışan maden mühendisleri için sertifika şartı aranmaz.

Teknik ve daimi nezaretçi eğitim programı, Bakanlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşleri alınarak Maden Mühendisleri Odası tarafından hazırlanır.

 

Madde 113-

Yönetmeliğin 113. üncü maddesi başlığı ve maddenin tamamı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Teknik ve Daimi Nezaretçinin Görevinin sona ermesi

    Madde 113 - Teknik ve daimi nezaret görevi; ruhsat sahibi veya işveren ile yapılan sözleşmenin feshedilerek ruhsat sahibinin azil etmesi, teknik ve daimi nezaretçinin istifası,  ruhsatların devri, iptali, terki,  intikali, intikalin ve ruhsat sahibi ünvan değişikliklerinin sicil kayıtlarına tescili, ruhsatın birleştirilmesi, veya teknik ve daimi nezaretçinin ölümü halinde sona erer. Bu gibi durumlarda ruhsat sahibi tarafından en geç on beş gün içerisinde yeni bir teknik ve daimi nezaretçi atanması zorunludur. Yeni teknik ve daimi nezaretçi atanıncaya kadar teknik ve emniyet yönünden meydana gelecek tüm olaylarda sorumluluk ruhsat sahibine aittir.

İstifa veya azillerin ilgiliye yazılı olarak ve imza karşılığında yapılması gerekir. İmza karşılığında bildirimde bulunulamaması durumunda, bildirim noter aracılığı ile gerçekleştirilir.

    Teknik ve daimi nezaretçinin istifa ve azillerinin Genel Müdürlüğe on beş gün içinde bildirilmesi zorunludur. Bildirimlere, karşı tarafa bildirimde bulunulduğuna dair belge de eklenir. Aksi halde tarafların sorumluluğu devam eder. Bu süreden sonra üretim faaliyetlerine devam edilmesi halinde teminat irat kaydedilir.

 

Teknik nezaretçinin haksız yere azledildiğinin Genel Müdürlüğe bildirilmesi halinde, Genel Müdürlük azli gerçekleştiren hakkında 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu‘nun 89 maddesi uyarınca Disiplin Soruşturması açılması için gerekli işlemleri yürütür.

   Atanmış olan ancak fiilen teknik ve daimi nezaretçilik görevini yapamayan maden mühendislerinin  (askerlik, 15 günden fazla tedavi gerektiren raporluluk, kaza, tutukluluk halleri v.b. durumlarda) teknik nezaretçilik görevinin sonlandırılması için Genel Müdürlüğe müracaat edilir. Yeni bir teknik nezaretçi ve/veya şartların oluşması halinde daimi nezaretçi ataması yapılıncaya kadar tüm sorumluluk ruhsat sahibine aittir.

    İstifa veya azil durumlarında;

    a) Teknik nezaretçilik yapan mühendisin istifası halinde, teknik nezaretçi, görev yaptığı döneme ait işletme faaliyet bilgi formunu 1 ay içerisinde iki nüsha düzenleyip, bir kopyasını ruhsat sahibine diğer kopyasını ve sahanın son durumuna ilişkin varsa öneri ve önlemlerini içeren raporu ve işletme faaliyet bilgi formunu Genel Müdürlüğe verir.  Rapor verilinceye kadar teknik nezaretçi olarak yeni bir göreve bir yıl süresince atanamaz.

    b) Ruhsat sahibinin teknik nezaretçiyi azletmesi halinde, teknik nezaretçi görev yaptığı döneme ait işletme faaliyet bilgi formunu, sahanın son durumuna ilişkin varsa öneri ve önlemleri içeren raporu Genel Müdürlüğe verir. Rapor verilinceye kadar azledilen teknik nezaretçi yeni bir göreve bir yıl süresince atanamaz.

    Ruhsat sahibinin, Teknik ve Daimi nezaretçinin 3213 sayılı Maden Kanununun uygulanması ile ilgili bütün tebligatların yapılacağı yazışma adresi ruhsat alınırken veya teknik nezaretçi atama işlemi esnasında Genel Müdürlükte kayıtlı adresi olup,  adres değişikliğinin bildirilmediği taktirde bu adrese yapılan tebligatlar ruhsat sahibine veya teknik nezaretçiye tebliğ edilmiş sayılır.

 

Geçici Madde - Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte görev aldıkları ruhsat sayısı I (a) Grubundan beş, diğer gruplardan da beş olmak üzere en fazla on ruhsat sahasında teknik nezaret görevi olan teknik nezaretçiler bu görevlerini sürdürürler. Ancak, görev aldıkları ruhsat sayısı bu yönetmelikte belirlenen sayıların altına düşünceye kadar yeni bir ruhsat sahasına atamaları yapılmaz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Ek Form- 17/1

T.C.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞINA

(Maden İşleri Genel Müdürlüğü)

TEKNİK NEZARETÇİ ATAMA BELGESİ

RUHSATIN/SERTİFİKANIN                   :                                                     

İli                                            : 

İlçesi                                       :

No                                          :

Grubu                                              :

İşletme Yöntemi                                 : I-II- Açık İşletme□  II-Açık İşletme (Patlatma Gerektiren) □ III- Yeraltı İşletmesi □ IV- Yeraltı İşletmesi (Grizulu) □

RUHSAT/SERTİFİKA   SAHİBİNİN:

Adı ve  Soyadı                                 :

T.C. Kimlik No                                :

Telefon                                             :

Vergi Dairesi ve Vergi No‘su           :

Harç Makbuz Tarih ve No‘su                      :

Ruhsat Sahibi İmza                                        :

Ruhsat Sahibi Adres                                         :

Atama yapılan Koordinatlar                       :(Koordinatlar yedi basamaklı olarak verilecektir)

      1.NOKTA           2.NOKTA             3.NOKTA              4.NOKTA             5.NOKTA

Sağa    (Y)       .............           ..............           ...............           ...............           ..............

Yukarı (X)       .............           ..............           ...............           ...............           ..............

                6.NOKTA          7.NOKTA             8.NOKTA              9.NOKTA             10.NOKTA

Sağa    (Y)       .............          ..............           ...............           ...............            ..............

Yukarı (X)       .............         ..............            ...............          ...............             ..............

İşletmeci Adı                                                 :

TEKNİK  NEZARETÇİNİN:

Adı   ve   Soyadı                              :

T.C. Kimlik No                                :                                                       

Telefon                                             :

Diploma Tarih ve No‘su                           :

Maden Mühendisleri Oda Sicil No            :

Daimi/Teknik Nezaretçilik Yaptığı Diğer

Sahaların Adedi ve Numaraları                 :

Bağkur/Sigorta Sicil No‘su                       :

Vergi Dairesi ve Vergi No‘su           :

Yazışma Adresi                               :

E-Posta                                            :

İmza                                                   :

Maden Mühendisleri Odası Vizesi             :

 

Yukarıda bilgileri verilen sahaya Maden Mühendisi...................................., 3213 sayılı Maden Kanununun 31 inci maddesi gereğince teknik nezaretçi olarak tayin edilmiştir.

 

ONAY

..../..../....

 

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR

BAKANI a.

 

Ek Form- 17/2

T.C.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞINA

(Maden İşleri Genel Müdürlüğü)

 

DAİMİ NEZARETÇİ ATAMA BİLDİRİMİ

 

RUHSATIN/SERTİFİKANIN         :                                                     

İli                                            : 

İlçesi                                       :

No                                          :

Grubu                                              :

İşletme Yöntemi                                 : I-1 (a) Grubu Madenler□ II- Açık İşletme□ III-Açık İşletme (Patlatma Gerektiren) □IV- Yeraltı İşletmesi □V- Yeraltı İşletmesi (Grizulu) □

Vardiyalı çalışma var mı?                   :

RUHSAT/SERTİFİKA   SAHİBİNİN:

Adı ve  Soyadı                                 :

T.C. Kimlik No                                :

Telefon                                             :

Vergi Dairesi ve Vergi No‘su           :

Harç Makbuz Tarih ve No‘su                      :

Ruhsat Sahibi İmza                                        :

Ruhsat Sahibi Adres                                         :

Atama yapılan Koordinatlar                       :(Koordinatlar yedi basamaklı olarak verilecektir)

      1.NOKTA           2.NOKTA             3.NOKTA              4.NOKTA             5.NOKTA

Sağa    (Y)       .............           ..............           ...............           ...............           ..............

Yukarı (X)       .............           ..............           ...............           ...............           ..............

                6.NOKTA          7.NOKTA             8.NOKTA              9.NOKTA             10.NOKTA

Sağa    (Y)       .............          ..............           ...............           ...............            ..............

Yukarı (X)       .............         ..............            ...............          ...............             ..............

İşletmeci Adı                                                 :

DAİMİ  NEZARETÇİNİN:

Adı   ve   Soyadı                              :

T.C. Kimlik No                                :                                                       

Telefon                                             :

Diploma Tarih ve No‘su                           :

Maden Mühendisleri Oda Sicil No            :

Teknik Nezaretçilik Yaptığı Saha No           :

Sigorta Sicil No‘su                          :

Yazışma Adresi                               :

E-Posta                                            :

İmza                                                   :

Maden Mühendisleri Odası Vizesi             :

 

Yukarıda bilgileri verilen sahaya Maden Mühendisi ........................., 3213 sayılı Maden Kanununun 31 inci maddesi gereğince daimi nezaretçi olarak .../... /...... tarihinde itibaren görevlendirilmiştir.

EKİ:SGK Giriş Bildirgesi

 

 

 

 

YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

KARARSIZ KALINAN VEYA ÇIKARILMASI DÜŞÜNÜLEN DEĞİŞİKLER

http://www.maden.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=5068&tipi=2⊆=5 

Tüm Şube Haberler
Tüm Haberler

Bu Haber 24.06.2010 gününden itibaren 106 defa okunmuştur.

Son Güncelleme: Salı, 13 Temmuz 2010 19:23
 
Madencilik Varsa İmar Planına Gerek Yok! Ayhan TURAN PDF Yazdır e-Posta
Ayhan TURAN tarafından yazıldı   
Pazar, 20 Haziran 2010 17:50
TBMM Genel Kurulu’nda geçen hafta kabul edilerek yasalaşan “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” bir takım düzenlemeleri beraberinde getiriyor. Temel düzenlemelerden bahsedecek olursak tüm ormanlar ile yaban hayatını koruma ve geliştirme sahalarında maden arama faaliyetleri yapılabilecek. İçme suları madencilik faaliyetlerinin olumsuz etkilerine maruz kalabilecek. Belediye sınırları içindele olsa; madencilik için İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarının tamamı belediyeler saf dışı edilerek İl Özel İdareleri tarafından verilecek. Dolayısıyla talimatla ruhsat verilecek.
Bir Şehir Plancısı olarak sizlerle asıl paylaşmak istediğim planlama ve imar konusu. Zira yeni düzenleme ile maden alanında imar kanunu geçersiz. Maden sahalarında yapılacak tüm yapılar İmar Yasası hükümlerinden muaf tutulacak. Eskiden yapılacak binalar için inşaat ruhsatı alınması gibi imar hükümleri uygulanırken şimdi işletmeciler madenlerde istedikleri binayı, istedikleri gibi yapabilecekler.Şöyle düşünün belediyenin 15 metrelik imar yoluna maden alanı rastladı, yol geçersiz, yeşil alana rastladı yeşil alan geçersiz sonuçta imar planınız geçersiz.Oldu olacak imar kanunu da iptal edilsin.
Yasanın 7. maddesine eklenen fıkra ile; Ruhsat alındıktan sonra imar alanları içine alınan maden sahalarında yapılacak madencilik faaliyetleri için ilgili merciden izin almaya dahi gerek yok. İmar planı bulunmayan alanlarda yapılan veya yapılacak olan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı geçici tesisler ve bunların müştemilatı için imar planı yapılmayacak. Geçici tesisler ve bunların müştemilatı, inşaat ve yapı kullanma iznine tabi olmayacak.
Oysa 3194 Sayılı İmar Yasası’nda kimlerin ya da hangi yapılar için yapı ruhsatı aranmayacağı sınırlı olarak sayılmıştır. İmar Yasası’nda madencilik faaliyetleri için getirilmiş bir muafiyet bulunmamaktadır. Diğer yandan, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “imar kirliliğine neden olma” başlığı altında düzenlenen 184. maddesinin 3. bendine göre; “Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. Ceza Yasasında suç sayılan eylemler, maden yasasıyla suç olmaktan çıkartılıyor. Anayasa’nın 10.maddesindeki “yasa önünde eşitlik ilkesi altüst.
İmar Kanununun amacı, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamaktır. Kanunun kapsamı Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerler olup kanun gereği yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar kanun hükümlerine tabidir. Kanun genel esasına göre herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz. Plan yapımına ait esaslara dair yönetmeliğin amacı ise insan, toplum, çevre münasebetlerinde kişi ve aile mutluluğu ile toplum hayatını yakından etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek üzere hazırlanacak her tür ve ölçekteki planın ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklerin hangi esaslar dahilinde yapılacağını belirlemektir.
Özetlemek gerekirse ruhsata tabi olsun veya olmasın mekânda yapılacak her türlü yapı ve tesisin, tarım ve orman dışındaki işlevlerin arazi kullanım kararlarının saptanması dolayısıyla her türlü planın yapılması gerekmektedir. Plansız yapılacak yapılar ise köyde ve mahallede sürekli oturanlara verilecek yerleşik alanlardaki iki katlı konut izni ile kıyıda yapılacak plaj tesislerine ve buna benzer kullanımlarla ilgidir. Kamu ya da özel olsun plan yaptırmadan plansız sahalarda imar planı olmadan yapı yapılamaz. Özel kanunlardaki istisnalar ise imar kanunu bağlamında değerlendirilir. Tek başına özel kanunların uygulanması söz konusu değildir. 
İmar Planı faaliyeti üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olmuş ve ilgili oda tarafından yetkilendirilmiş Şehir Plancıları tarafından gerçekleşmekte olan bağımsız ve kendine özgü bir faaliyettir. Öyle ki, yetkin plancı tarafından hazırlanmış imar planı, kamulaştırma kanununda karşılığını bulduğu gibi “bir kamu yararı belgesi” olup, sonucu itibariyle hem devlet hem de bireyleri bağlamaktadır. Anılan yasada böylesi bir kamu belgesine, imar planına ve plancısına ve üretilen hizmete ne kadar basit yaklaştığının ifadesi mevcuttur. Plancı düzenlediği imar planında ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini de yansıtmaktadır. Ne yazık ki bir hukuk belgesini üreten Şehir Planlama alanı alelade bir bakışın altında ezilmeye çalışılmaktadır Zaten imar planları doğru dürüst yapılmadığı gibi uygulayan da yok diye düşünmüş olabilir kanun koyucular. Lüzumsuz bir evrak neticede!
Son olarak hatırlatayım benzer durum baz istasyonları içinde geçerli idi. İmar planına bakılmadan ve belediyeden izin alınmadan istenilen yere konuluyordu. Bu düzenleme yüksek yargı organlarınca iptal edildi. Bu yasanında benzer bir yorumla iptal edilmesi mümkün.
 
MİLLİ MADENCİLİK ... PDF Yazdır e-Posta
NECATİ YILDIZ tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Haziran 2010 16:32
MİLLİ MADENCİLİK ...  
PAZARTESI, 14 HAZIRAN 2010
  2.Temmuz.2010 Dünya Gazetesi, Sayfa 14, sayfa başlığı: “Düzenleme bir yıldır bekleyen madencileri memnun etmedi”

 

Gazetede  yorum yapanlar için kendi  kendime söylendim: “Siz değil misiniz bu düzenlemenin sorumlusu, siz değil misiniz  kapalı kaplılar arkasında  görüşmeler yapan, siz değil misiniz sektörün öncülüğüne soyunup sektörün sorun ve çözüm önerilerini ortaya koyamayan, sizler konuşması gereken son kişilersiniz. Bırakın artık  bu ayakları, bırakın artık  rol yapmayı,  başından sonuna kadar bu çalışmaların  içindeydiniz, bırakın artık yapıştığınız koltukları bu işi yapacaklara”  

Tasarı yasalaştı, artık sektöre  hayırlı olsun demekten başka çare yok. Ancak bir önerim olacak;“Yeni bir Maden Kanunu çalışmalarına hemen başlayın”.  5177 sayılı kanun hazırlanırken sektör şimdiki gibi çalışmaların içinde hep olmuştu. Ancak daha sonra Kanuna sahip çıkmamışlardı.

5177 sayılı Kanunun  çıkmasında benim de  katkım olmuştu. Günahı ve  sevabı ile o  kanunun arkasında durdum, hala da durmaktayım.  Şimdi bu yeni Kanunun  daha uygulanmaya başlanmadan çalışmaların içinde bulunan Sektör memnuniyetsizliğini ifade etmeye başladı. Peki bu Kanunu  kim çıkardı? Bu kanunun arkasında   kimler duracak ya da durmayacak merak ediyorum.  

“Çantacı madenci” olur da “milli madenci” olmaz  mı? Madencileri milli madenci, yabancı madenci, işbirlikçi madenci, fırsatçı madenci, ortak madenci, iş bitirici madenci, yandaş madenci, mevsimlik madenci, çantacı madenci gibi çok değişik isimler  altında   gruplandırmak mümkün. Her madenci bu  gruplar altında kendilerine  uygun bir yer bulabilir, bulamayan da kendine göre yeni bir grup belirleyip o grupta yer alabilir.  Bana göre  “milli madenci”; Tamamı  yerli sermayeli,  milli  menfaatlerin kendi menfaatleri olduğunun bilincinde olan  madencilerdir. Onlar için  sektörün sorunları kendi sorunlarıdır. Onlar  sektörün sorunları çözümlenirse kendi sorunlarının da  çözüleceğinin bilincindedir. Onlar her türlü zorluğa karşın madencilik yaparlar, emeğe saygılıdırlar,  istihdam yaratırlar, üretim yaparlar, devlete olan tüm  yükümlülüklerini fazlası ile yerine getirirler,  buna rağmen teminatları irad kaydedilir,  kazandıkları bu ülkede kalır. Milli madenciler ülkemizde genellikle örgütlenememişlerdir. Sesleri çıkmaz, işleri ile uğraşır doğa ile boğuşurlar, sorunlarını  son Maden Kanunu  Tasarısı çalışmalarında  olduğu gibi  devlet babaya  iletemezler,  onların sorunlarını  kimse de dile  getirmez, getirse bile zaten kimse dinlemez, hep ezilirler, sorunlarla   mücadele etmek  onlar için bir yaşam biçmidir.   

Sayın Bakan TBMM görüşme sırasında Genel Kurula madencilikte faaliyet gösteren yabancı madenciler  ile ilgili bilgi verdi. Bu şirketlerin elinde 1409 arama, 682 işletme ve 15 adet ön işletme olmak üzere toplam 2106  adet ruhsat olduğu ifade etti. Yabancı  şirketlerin elindeki arama ruhsatları sayı olarak toplam arama ruhsatlarının %5’i,  alan olarak %7’sine,  işletme ruhsatları  sayı olarak %6,  alan olarak %10’nuna karşılık geldiğini söyledi. Yabancı şirketlere karşı olmadığımı, bu şirketlerin ülkemizi kalkındırmaya gelmeyeceklerini, sömürülmek istemiyorsak kuralları iyi belirlememiz  gerektiğini yazılı olarak ve her ortamda yüksek sesle dile getirdim. Yaklaşık 1985 yılından 2005 yılına kadar  madencilikle ilgili istatistiksel değerleri çok yakından, 2005 yılı sonrası da biraz yakından  takip  ettim; 

Yabancı şirketlerin ellerinde şu anda 682 adet   işletme ruhsatı olmasına karşın, bu şirketlerce 1985 yılından bu yana kaç ruhsat alanında  ne kadar, hangi çeşit maden üretilmiştir? Şimdi yabancı firmalara ait kaç işletme ruhsatında fiili olarak üretim yapılmaktadır?  Acaba diyorum  bu yabancı firmalar  üretim yapmıyorlar da  ruhsat alanındaki tapulu  arazileri alıp-satın   emlakcılık yaparak mı geçiniyorlar?   Ya da ileriye dönük yatırım için toprak mı satın alıyorlar diye düşünüyorum?   

Bir taraftan da iyi ki üretim yapmıyorlar diyorum. Zamanında “150 ton altın ithal ediyoruz, ülkemizde altın üretildiğinde bu ithalat azalacak” , “Türkiye takı sektöründe cazibe merkezi olacak” diye ben de çok yaygara koparmıştım. Ne oldu, Sayın Bakan 2008 yılında 11.1 ton, 2009 yılında 14.2 ton altın üretildiğini ifade etti. Peki yaklaşık 10 yıldan bu yana üretilen altının kaç tonu bu ülkede kaldı,  İstanbul Rafinerisine gönderildi? Altın ithalatı azaldı mı? Devlet de herhalde bunun farkına vardı ki Devlet Haklarını artırdı.  

Meclisteki Maden Kanunu Tasarısı görüşmelerini  evde televizyondan,  gece yarsından sonra da yarı uyur yarı uyanık  takip etmeye çalıştım, kaçırdıklarımı da   Tutanak’dan okudum. Ben fırsat buldukça TBMM Genel Kurulunu seyrederim, size de öneririm, bilmediğiniz çok şeyi öğrenebilir, iyi de vakit geçirirsiniz.  

Manisa’da yabancı İngiliz Şirketi  nikel üretileceğini, idare mahkemesinin şirketin orman izinlerini iptal ettiğini biliyoruz. Artık sorunları aşmanın  kolayı da bulundu; “hatırlı bir yerli şirketi ortak etmek”.  İngiliz Şirket için  bazılarının  “ricacı” olduğu da yazılmıştı. Bu konuyu Maden Kanunu görüşmelerinde   Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Orhan ile  Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç dile getirdiler.   

Sayın Kamer Genç konuşmasında; “………… Ayrıca da İngiliz   şirketi, sanki yeni bir imalat sistemini getirmiş gibi Türkiye'den   de TÜBİTAK'tan da 1 milyon dolar bir ödül almıştı. Yani Türkiye'deki   maden şirketlerine bu kadar cimri davranılırken ve on binlerce ağaç katledilirken kimlerin takibi ve kimin aracılığıyla bu İngiliz  şirketine böyle imtiyazlı bir maden imtiyazı verilmiştir? ……………” 

Sayın Kamer Genç’in söylediklerini kimse yalanlamadığına göre  demek ki İngiliz Şirketine bu kriz döneminde bir de   1 milyon dolar teşvik vermişiz. Vay  benim garip madencim vay, demek ki senin irad kaydedilen  teminatların yabancı şirketlere teşvik olarak gidiyor! Şimdi daha iyi anlıyorum, yeni Kanunda teminatların 3.5 kat artırılıp taban teminatının neden getirildiğini! 

Bu nikel madeni ile  ilgili  internette  birkaç haber buldum, bunlardan biri de  aşağıdaki internette sayfasında,  ben haberin  doğru olduğunu düşünmüyorum da  vaktiniz  varsa  bir de siz  okuyun, sonra da  doğru olup olmadığına karar vermek için araştırın:  http://www.cografyamvehayat.com/index.php?option=com_content&view=article&id=397:turgutlu-calda-gercei-nda&catid=51:metin-sert&Itemid=365  

Evet ülkemiz madenleri üretilip  hammadde olarak elimizden kayıp gitmektedir. Bu gidişle  “nikel”imiz  de  öyle olacak gibi görülüyor.  Nikel konsantresi limandan bize el sallarken arkasında kel bir orman ile  sülfürik asitli  atıklarını bize bırakacak.  Ne mi yapılmalı? Yıllardan bu yana her hükümetlerin  “ ülke madenlerimizin uç ürünlere dönüştürülme” masalının artık gerçeğe dönüştürülmesi zamanı çoktan geldi de geçiyor. Hani diyoruz ya madencilik politikamız yok diye, lafta politika var da  ortada bir şey yok.  Artık  bu ülkenin  kendine “Milli Madencilik Politikası”  hazırlama zamanı  geldi.  Aksi taktirde  ülkemizdeki özellikle  metal madenleri hammadde olarak ihraç edilecek,  son Maden Kanunu Tasarısı görüşmelerinde  olduğu gibi hükümetlerin de Sayın Bakanları  madenlerimizin sömürüldüğünün önemli bir göstergesi olan  MADEN İHRACAT DEĞERLERİNİ övünç rakamları  gibi bize  sunacaklardır! 

 
MADEN KAZALARININ TEKRAR YAŞANMAMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞARTTIR.--İVME PDF Yazdır e-Posta
İVME tarafından yazıldı   
Cumartesi, 29 Mayıs 2010 04:47
ivme

MADEN KAZALARININ TEKRAR YAŞANMAMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞARTTIR

17 Mayıs 2010 tarihinde Zonguldak'ta Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait Karadon Maden Ocağı'nda grizu patlaması meydana geldi. 30 madenci kazada hayatını kaybetti. Kaza; -540 kotunda, taşeron firma olan Yapı-Tek şirketinin çalışma yaptığı sırada meydana geldi. Kazaya, ateşli bir kaynak sonucu grizu patlamasının neden olduğu açıklandı. Daha birkaç ay önce Bursa’da ve Balıkesir’de de aynı acıyı yaşamıştık.

Kazanın ardından gündeme gelen taşeronlaşma kazanın en önemli nedenlerindendir. Bunu anlamak için, Maden Kanunu değiştirilip yer altı ocaklarının özel sektöre açılmasından sonra taşeron firmaların çalıştığı yerlerde meydana gelen kaza bilançosuna bakmak yeterlidir. Bu bilançoya göre;

  • 2008’de 22 ilde 38 kaza yaşandı, 43 kişi hayatını kaybetti.
  • 2009’da 24 ilde 64 kaza yaşandı, 92 kişi hayatını kaybetti.
  • 2010’un ilk 5 ayında 25 ilde 15 kaza yaşandı, 62 kişi hayatını kaybetti.

Bu veriler resmi rakamlardır. Madenlerde ise milyonlarca insan kayıt dışı çalıştırılmakta, bazı kazalardaki bilanço resmi kayıtlara geçmemektedir. Bu yüzden kayıt dışı işçi çalıştırılan işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği durumu bilinememektedir.

TTK’da ise taşeronlaşma daha vahim bir tabloyu gözler önüne sermektedir. TTK’da elektrikten havalandırmaya, ulaşımdan sosyal tesislere kadar her iş taşeron firmalara verilmiş durumdadır. Kömür ocaklarında en önemli safhalardan olan üretime hazırlık ve üretim safhalarındaki işleri taşeron firmalar yapmaktadır. Bu işleri yapan taşeronlarla imzalanan sözleşmelerde, işçi sağlığı ve i ş güvenliğinin korunmasıyla ilgili herhangi bir madde yer almamaktadır. Böylece işçi sağlığı tamamen taşeronun insafına bırakılmaktadır. İşçiler güvencesiz ve güvenliksiz bir şekilde çalışmaya zorlanmaktadır. TTK’da taşeronlaşmanın bir sonucu olarak yer altı işletmelerinde işçi sayısı 1990’da 21.000 düzeyindeyken, 2009’da 8.754'e, yerüstünde 13.325 iken 2.225’e düşmüştür. Ortalama olarak 2 kişinin yapması gereken işi bir işçi yapmaya başlamıştır.

Yaşanan kazalardan daha önemli bir durum ise, özellikle kömür madeninde çalışanlarda ortaya çıkan “pnömokonyoz” (akciğerlerde tozun birikimi sonucu doku hasarı ile seyreden hastalık) hastalığına yakalananlara bakıldığında ortaya çıkmaktadır. Dünyada maden sektöründe çalışanların %10'u bu hastalığa yakalanmış sayılır. Ancak bu oran ülkemizde dünya ortalamasının üzerindedir. Alınacak çok basit önlemlerle bu hastalığın önüne geçilebilecekken patronlar için işçilerin hayatından daha değerli olan üç kuruş için bu önlemler alınmamaktadır. İşçilere toz maskesi dahi verilmemektedir.

Kazanın meydana geldiği Zonguldak’ta da işverenlerin işçilere verdiği önem gözler önüne serilmiştir. Zonguldak'taki patlamada ölenlerin hiçbirinde gaz maskesi yoktu. İşçiler 3 aydır maaşlarını alamadıklarını söylediler. Bugüne kadar ölen işçilerin neredeyse tamamı da sendikasızdır.

Yaşanan kazalar Başbakan’ın söylediği gibi ‘kader’ değildir. Yaşananlar cinayettir. Ancak siyasal iktidar her seferinde işi kadere bağlayarak suçu örtbas etmek istemektedir. Önceki kazalarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanının usanmadan yaptığı “daha yeni denetimden geçti, eksikleri yoktu, kazadan az önce ölçüm yapıldı, her şey normaldi” açıklaması da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu açıklamaların bilimsel bir dayanağı yoktur. Çünkü bilimsel olarak, madenlerde gerekli önlemler alındığı takdirde kazalar %98 oranında azaltılabilir. Kaldı ki eğer artan-azalan gaz çıkışı varsa ve önlenemiyorsa, yönetmelik ve tüzükler gereği, işçiler derhal tahliye edilmelidir. Bunun içinde sık ve düzenli ölçümler alınmalıdır. Bu a çıklama, gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmediği ve denetimlerin gereğince yapılmadığının bir göstergesidir. Suçlu suçunu itiraf etmektedir.

Zonguldak'ta da tıpkı Dursunbey’de olduğu gibi yöneticiler yine ortaya çıkıp ekmek verdiklerini, kimseyi zorla sokmadıklarını söyleyeceklerdir. Bu söylemi tanıyoruz. Bu söylem “oraya inen işçi, olacakları biliyordu” diyen başbakanın söylemidir. Bütün bunları madenlerden, tersanelerden tanıyoruz. Davutpaşa’da gördük aynı senaryoyu. Aynı sözler söylendi. Kazalar bitecek dendi. Sorumlular cezasını çekecek dendi. Ama hiç bir şey değişmedi. Dursunbey’deki kazadan dolayı tutuklananların hepsi serbest bırakıldı, madenin önümüzdeki ay tekrar çalışmaya başlayacağı açıklandı.

Tüm bunlar gözönüne alındığında suçlu apaçık ortadadır. Suçlu kazanın ardından hayatlarını kaybeden işçilerin ailelerine adeta kan parası ödeyerek suçu örtbas etmeye çalışan patronlar ve yöneticilerdir.Suçlu madenleri denetlemeyen, patronların daha çok para kazanması için onlarla bir olan siyasal iktidardır.

İşçi sınıfının bir parçası olan ücretli mühendisler, bilgi ve birikimlerini patronların değil, aidiyetleri doğrultusunda emekçilerin yarar ve çıkarı için kullanmalıdır. Özellikle maden sektöründe çalışan mühendisler, attıkları her adımda, verdikleri her kararda onlarca insanın hayatını etkilediklerini unutmamalı, sınıfının farkında olmalıdır. Bu noktada mühendislere en büyük yardımı odaların vermesi gerekmektedir. Kazadan sonra sadece bir basın açıklamasıyla ve ardından yayınladığı bir raporla yetinen TMMOB ve Maden Mühendisleri Odası görevini hakkıyla yerine getirmelidir. İşçiler ve mühendislerin çalışma koşulları ve haklarını korumakla kendini yükümlü sayan TMMOB bu konuda gerekenleri yapmalıdır.

Teknik nezaretçi belgesi verme yetkisini elinde bulunduran Maden Mühendisleri Odasının bu belgeyi verirken önemini, yükümlülüklerini maden mühendislerine yeteri kadar açıklamadığı ve tamamen teorik bir eğitimle verdiği herkesçe bilinen bir gerçektir. Madende yürümek dahi eğitim gerektirirken, madende hayati bir görevi olan maden mühendislerini hikaye anlatır gibi olacakları anlatıp bir sınavla belgelendirmek hiç gerçekçi değildir. Bunun yerine TMMOB ve odaları tüm disiplinler için lisans düzeyinde ve zorunlu İŞ GÜVENLİĞİ dersi konulması için gerekli çalışmaları yapmalı ve üniversite eğitiminde bu konuların işlenmesi için çaba gö stermelidir.

İşyerinde yaptığı inceleme ve gözlemlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda teknik nezaretçinin, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurma ve durumu ilgili kuruluşlara bildirme yetkisi vardır. Ancak bunu yapması durumunda işten atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak olan maden mühendislerini koruması gereken Maden Mühendisleri Odası bu görevini de yeterince yapmamaktadır. Bugün odaların kendi üyelerince bile mühendislerin karşılaştıkları sorunlarda yardım isteyecekleri bir işlevlerinin olduğu düşünülmemektedir. Odaların yapması gereken, üyelerine bu güveni vermek ve sadece yazılı açıklamalarla yetinm eyip eylemliliklerle emekçilerin hak ve taleplerini etkin bir biçimde savunmaktır.

Mevcut yasa, yönetmelik ve tüzükler taşeronlaştırmayı, güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırmaktadır. Emekçilerin kazanılmış haklarını çıkardığı yasalarla bir bir gasp eden iktidar, iş cinayetlerine kapı aralamakta ve göz yummaktadır. Kazaların durması için mevcut iş güvenliği yasaları ve yönetmelikleri tamamen değiştirilmelidir. Başta maden sektörü olmak üzere, tüm iş kollarında iş güvenliği sağlanmalı ve denetimler arttırılmalıdır. Özelleştirme ve taşeronlaşma bir an önce durdurulmalıdır. Maden kazalarında örgütsüz ve güvencesiz çalışan emekçilerin can güvenli klerinin olmadığı da net olarak ortaya çıkmıştır. İşçiler ve mühendisler bir an önce sendikalaşmalı ve sendikalaşmanın önündeki engeller bir an önce kaldırılmalıdır. Denetimden sorumlu olan mühendislerin maaşlarının işveren tarafından verilerek bir silah olarak kullanılması önlenmeli, maaşlar ortak bir fonda toplanıp oradan verilmelidir. Teknik nezaretçilik yapan mühendislerin, işverenin teknik bir elemanı konumuna gelmesi engellenmelidir. Mühendislere ve işçilere gerekli eğitimler, sadece teorik olarak değil, görsel ve gerekirse uygulamalı bir biçimde verilmelidir. Bunları siyasal iktidarın vermeyeceğini biliyoruz. Yöneticilerin “sorumluları bulacağız, kazaları önleyeceğiz” laflarının anlamsızlığını yaşayarak gördük. Haklarımızı almak için birleşmeli ve örgütlenmeliyiz. Çünk&uum l; bizler Büyük Madenci Yürüyüşünü yaşadık. Çünkü biz biliyoruz ki; Hak verilmez alınır!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada 
+İvme Dergisi

 
Sayfa 1 > 11