Anasayfa » Yazarlarımız » Madencinin ölümü
 

ÖNCE GÜVENLİK 2010 YILINDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN MADENCİ SAYISI

 

 

90!!

Giriş Formu



Site içi arama

İstatistikler

Üyeler : 1019
İçerik : 1588
Web Bağlantıları : 10
İçerik Tıklama Görünümü : 86042

..............................

Maden İhracat Rakamları (USD)
2010 bugüne
kadar toplam
:
1.070.036.000
2009 bugüne
kadar toplam
:
593.492.000
2010 Mayıs
bugüne kadar
:
12.537.000
2009 Mayıs
bugüne kadar
:
1.765.000

Fuarlar


 








Reklam Alanı

  

 

Madencinin ölümü PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Derya Sazak tarafından yazıldı   
Cuma, 21 Mayıs 2010 09:28
Derya Sazak Siyaset Günlüğü Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Madencinin ölümü

21 Mayıs 2010

Zonguldak’taki kömür ocakları 28 can daha aldı. Bu ölümlere “kader” gibi bakıldığı; bu ağır iş kolundaki taşeronlaşma ve denetimsizliğe “dur” denilmediği sürece yeraltındaki facialar, madende çalışmanın doğal bir sonucu gibi karşılanacaktır. Oysa grizu patlaması-göçük diye anılan her iş kazası önlem alınmadığı sürece birer cinayettir!
Türkiye bu tür kazalarda Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıradaymış. Çin gibi devasa ölçekli kömür madenlerinin bulunduğu ülkelerdeki ölümlü kazalarla kıyaslandığında bile Zonguldak başta, yeraltındaki facialarda kaybettiğimiz işçilerin sayısı çok yüksektir. Başbakan Erdoğan’ın Zonguldak’ta gözü yaşlı ailelere seslenirken “İşin doğasında var” diyerek kadere sığınması bu çağın kurtarma teknikleri açısından savunulamayacağı gibi acıları da yatıştırmayacaktır.
Günümüzde madencilik birkaç asır öncesine göre herhalde daha az tehlikeli olmalı. Ancak işçi sayıları, üretimkapasiteleri arttıkça, yeraltı koşullarının zorluğu ve denetimsizliğine bağlı olarak risk de artıyor. Ölümlü kazalar çoğalıyor. Tuzla’daki tersanelerde de iki yıldır “cinayet gibi” kazalar yaşanıyor. 
Dört gündür 30 madencinin “hayata dönüşü”ne kilitlenen ailelerin umutlarının tükendiği saatlerde zorlu iş koşulları hakkında konuşan sendikacıların görüşleri yansıyordu ekranlara. DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ü dinledik. Madenlerdeki taşeronlaştırma ve ucuz işgücü nedeniyle, çalışma saatleri başta işçilerin eğitimi gibi güvenlik önlemlerinin ihmal edildiğini anlatıyordu.
Ekmek parası uğruna, en ağır koşullarda yeraltına 500-600 metre derinliğindeki ocaklara inerken yaşamlarını riske atıyorlardı bu işçiler. Ölen madencilerden Sadık Kocakaya’nın eşi Dilek Kocakaya, “İzin gününde bile tek başına tulumbaya gönderiyorlardı. Bin lira için köle gibi çalıştırdılar. Ama ne yapsın, başka iş yoktu. ‘Aşkım ikimizin geleceği için’ diyordu” diye konuşmuş. 30 madenci arasında emekliliği bekleyen de var, 3-4 ay önce işe başlayan da... Nişanlılar, hamile eşler. Babalarını kaybedenler.
Zonguldaklı maden işçilerinin “makûs talihi” ülkeyi yönetenlerin söylediği gibi değişmiyor! Değişmeyecek.
Oysa 1980’lerden bu yana Zonguldak’taki maden ocaklarındaki “istihdam”ı başka sanayi kollarına aktaracak yatırımlardan söz edilir. Kömür ocakları yerine emek yoğun, teknoloji ağırlıklı yeni üretim alanları oluşturulması istenir. Bir ara otomotiv sektörüne umut bağlanmıştı. Böylece binlerce kişinin daha uygar koşullarda çalışacağı iş olanakları sağlanacaktı. Hepsi unutuldu.
Madenler 30 can daha aldı.
Türkiye’nin yerin 540 metre altından beklediği “bir ses, bir nefes” gelmedi. Kötü haber Zonguldak’ı yasa boğdu.
Daha fazla üretim ile daha az ücret arasında sıkışan maden işçilerinin sorunları “grizu patlaması” kadar tehlikeli ve ölümcüldür. Umarız bu son olur!