Anasayfa » Yazarlarımız » AYNAYA BAKMAK
 

___________________


 
 Maden işleri yeni bir açılma dönemindedir.
MADEN MÜHENDİSLERİMİZİ, ihtiyaca yeter sayı ve
değerde yetiştirme konusuna önem vermek gereklidir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

ÖNCE GÜVENLİK 2011 YILINDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN MADENCİ SAYISI

 

 

77

 

Giriş Formu



Site içi arama

..............................

Maden İhracat Rakamları (USD)
2011 bugüne kadar toplam
:
959.727.000
2010 bugüne kadar toplam
:
883.475.000
2011 Nisan bugüne kadar
:
134.794.000
2010 Nisan bugüne kadar
:
168.247.000

Reklam Alanı

AYNAYA BAKMAK PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
NECATİ YILDIZ tarafından yazıldı   
Pazar, 23 Mayıs 2010 09:11

Zonguldak’ta  meydana gelen iş kazası sonucu hayatlarını kaybeden maden emekçilerine Allah’tan rahmet, geride kalanlarına sabır dilerim.

 

“İş kazalarında ölmek bir kader değildir.”

 

5177 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 2004’den sonraki   yıllarda   Maden İşleri Genel Müdürlüğündeki dostlarım Kanunun uygulamasında karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak  yasayı hazırlayanları sorumlu tutmuşlar, bazen gıyabımda bazen de yüzüme karşı beni de eleştirmişlerdi.

 

5177 sayılı Kanun  madencilik sektörünün önünün açılması için sektörle mutabakat sağlanarak hazırlanmış bir kanundur. Uygulayıcılar tarafından Kanunun anlaşılamamış olması nedeni ile, yanlışa yaklaşım, yanlış bakış açısı,  yanlış yorum ve  uygulamalarla 5177 sayılı Kanun amacına ulaşamamıştır. Bu konu ile ilgili olarak Maden İşleri Genel Müdürlüğüne  2006 ve 2008 yıllarında iki mektup yazıp açıklama, eleştiri ve önerilerimi iletmiş, yazdığım mektuplar değişik yerlerde de yayınlanmıştı. Esasen kanunun amacına ulaşamamasının asıl  nedeni ve sorumlusu  “sektörün” kendisidir. Eğer sektör İdare ile zamanında iyi bir iletişim kurmuş, sorun ve çözüm önerilerini iletmiş  olsaydı, bu gün yaşanan sorunların çoğu yaşanmıyor olacaktı.

 

Hayatımda hep aynaya  bakmış, geçmişimi yargılamışımdır. Her zaman en doğruyu düşünür, en doğru olanı yapar, ta ki  düşündüklerimin yanlış olduğu konusunda ikna edildiğim, ya da  yaptığım hatayı  görünceye kadar.  Aksini söyleyen;  ya art niyetli hareket eden ya da kendini inkar edendir. 

 Ülkemizde doğrudan madencilikle uğraşan 5.000 civarında kişi ve firma vardır. “Sektör temsilcileri” olarak tanımlanan kişi, kuruluş ya da örgütler ülkemiz madencilerinin tamamını, ülkemiz madenciliğini  temsil etmemektedir. İyimser bir yaklaşımla bu kişiler  sektörün ancak 1/10’nunu temsil etmektedir. Onların çoğu için de ülke madenciliği=kendi şirketleri’dir. Ülkemizde küçük ve orta boyuttaki madencilerin görüş ve düşünceleri  ne yazık ki kamuoyuna gerektiği şekilde  yansıyamamaktadır.  Öncelikle yazdıklarımın  her zaman arkasında olduğumu ifade etmek istiyorum. Yazılarımla amacım; yaşadıklarımı, benim gerçeklerimi, doğrularımı, düşüncelerimi okuyanlarla  paylaşmaktır. Bazı şeylerin yazılarak halledilebileceğimi, daha doğruların bulunabileceğini, madenci ile birlikte madenciliğin sorunlarının aşılabileceğini  zannetmiştim. Yanılmışım.  En son  “aynaya baktığımda”, her geçen gün boşa uğraştığımı,  yazdıklarımın,  eleştirilerimin, fikirlerimin  rahatsızlık yarattığını, bir fayda sağlamadığını,  bana  dost kazandırmadığını gördüm. Artık Maden Kanunu ile ilgili YAZI YAZMAMAYA karar verdim.  Temennim; Atalarımızın söylediği gibi “bir musibet bin nasihatten iyidir”  gerçek olmaz da anlattıklarımdan,  yazdıklarımdan, fikirlerimden utanırım.  Bu arada  madencilik sektörünü temsil ettiklerini düşünenlerle,  madenciliğin devlet tarafındaki organlarına da kendilerine “aynada bakmalarını” öneririm. Unutulmamalıdır ki; bu gemi  bir gün batarsa içindeki herkes boğulur.  

“Ülkemizin maden çeşitliliği açısından zengin, ancak birkaç maden dışında   rezervlerimizin küçük boyutta” olduğu ifadesini  ben de sık kullanmıştım. Sektörde  olup bitenlere   baktıkça yanılmış olduğumu görüyorum. Ülkemiz  gerek maden çeşitliliği ve gerekse rezerv  büyüklüğü açısından önemli bir potansiyele   sahip bir ülkedir.   Ancak  bu rezervlerimizi gün ışığına çıkarma mümkün olmamaktadır. “Altın”  gibi çıkarılanlar da ülkemizin elinden kayıp gitmektedir.

 

Ülkemizde 1980’li yıllarda  bulunan Beypazarı Trona yatağı  tam 30 yıl sonra işletilmeye alınmıştır. Maden Mühendisleri Odası 2000’li yıllarda Trona ile ilgili bir sempozyum düzenlemiş, o dönemde  bazı meslektaşımız  bu sempozyuma karşı çıkmış, Oda’ya tavır takınmışlardı.   Maden Mühendisleri Odası da o sempozyumdan bu yana  yaklaşık 10 yıldır trona  konusuna ciddi olarak   gündeme  hiç girmemiştir.

 

Yanılmıyorsam 1969 yılında  Maden  Tetkik Arama Genel Müdürlüğü bünyesinde “Radyoaktif Mineraller ve Kömür Şubesi” kurulmuştu.  Hatta MTA laboratuarlarında “sarı pasta” üretildiği söylenmektedir. Ancak  Radyoaktif mineraller servisi daha sonra kaldırılmıştır. Neden? Halbuki   ülkemizde  üzerinde ciddi olarak araştırma ve çalışma yapılması gerekli uranyum yatakları mevcuttur. Olayın detaylarını bir  bilen varsa anlatmalı, bildiklerini  kamu oyu ile paylaşmalıdır.

 

Nadir toprak elementler de  hiç gündeme  getirilmemektedir. Ülkemizde nadir toprak elementleri ile ilgili olarak kapsamlı çalışmalar yapılmamıştır. Bu konuda yapılmış akademik çalışmaların da yeterli düzeyde olduğunu söyleme olanağı  yoktur.  Mevcut kaynaklar bile mevcut  madencilik üretiminden yaratılan geliri  en az bir kaç kat artıracak ciddi ekonomik potansiyel  taşımaktadır.  Bu nedenle NTE ile ilgili olarak yapılacak sempozyum, kongre, panel ve benzeri etkinliklerle sektörün  NTE konusunda bilgilendirilmesi  sağlanmalıdır. Diğer taraftan da  akademik çalışmalar ile NTE aranmasına, üretimi ve teknoloji geliştirmeye yönelik Ar-Ge projeleri  özendirilmeli, ülkemizin bilinen NTE varlığının ekonomiye kazandırılması sağlanmalıdır. 

 

Ülkemizde bilinen en önemli nadir toprak elementleri yatağı Kızılcaören Eskişehir Bastneazit-Fluorit-Barit yatağıdır. Yatakta ortalama %3 tenörlü 4x106 ton nadir toprak elementi mevcuttur. Malatya-Kuluncak yöresi önemli bir potansiyel NTE yatakları olarak gözükmektedir. Bu yörede 1x103 ton %24 tenörlü Britolit cevherleşmesi tahmin edilmektedir. Yapılan  çalışmalar sonucunda; Seydişehir-Akseki bölgesinde bulunan boksit rezervleri içinde 500.000 ton İtriyum ve Scandium  elementleri  içerdiği tespit edilmiştir. Ülkemizin  3 tarafı denizlerle çevrili olmasına karşın sahillerimizde nadir  toprak  elementleri için yeteri kadar inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Yapılacak aramalarla NTE rezervlerinin artması kuvvetle olasıdır.

 

NTE;  Katalitik konvertör ,  petrol rafinerinde katalizör , cam ve seramik sektöründe parlatıcı ve sır, mıknatıs üretimi, televizyon ve oksijen sensörü üretiminde kullanılmaktadır. Nâdir toprak elementleri metalürjide de yaygın olarak kullanılır.  Çok az miktardaki nâdir toprak elementi alaşım veya metalin eriyiğine katıldığında safsızlıkları toplamaktadır. Alaşımlara  da katılarak alaşımların değişik özellikler kazanması sağlanmaktadır.  Örneğin demir-krom ve çelik alaşımlarında korozyona karşı direnci arttırırlar. Bunların yanı sıra başka alüminyum, magnezyum ve vanadyum alaşımlarına da sıkça kullanılırlar.  Bâzı nâdir toprak elementleri değişik sıcaklıklarda ferromanyetik, antiferromanyetik ve paramanyetik özellikler gösterebilir.

 

Nadir Toprak Elementi konsantresi ve metal üretim yatırımı oldukça pahalı olup, teknoloji transferini zorunlu kılmaktadır. Yatırımın yalnızca konsantre cevher üretimi için değil aynı zamanda rafine NTE metal ve alaşımları da üretilecek biçimde yapılması gerekir. Mevcut NTE kaynaklarımızın ekonomimize olabilecek en yüksek katkı ancak bu yolla sağlanacaktır.

 

Yıllardan bu yana sektör “bor”la yatıp “bor”la kalkmaktadır. Ancak uygulanan bir strateji olmadığından  “bor”  konusunda  “arpa boyu” kadar  yol gidilememiştir. Radyoaktif mineraller ve  nadir toprak elementler başta olmak üzere  bu kaynaklarımızın  ortaya çıkarılması, ülke menfaatleri doğrultusunda işletilerek kullanılması  konusunda birilerinin çıkarak  öncülük yapması  gerekmektedir.  Maden Mühendisleri Odası’nın, her yıl tekrarlanan artık kanıksadığımız  sempozyum ve kongreler yerine bu görevi üstlenmesi gerektiği düşüncesindeyim.