Anasayfa » Yazarlarımız » MADEN KAZALARININ TEKRAR YAŞANMAMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞARTTIR.--İVME
 

___________________


 
 Maden işleri yeni bir açılma dönemindedir.
MADEN MÜHENDİSLERİMİZİ, ihtiyaca yeter sayı ve
değerde yetiştirme konusuna önem vermek gereklidir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

ÖNCE GÜVENLİK 2011 YILINDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN MADENCİ SAYISI

 

 

77

 

Giriş Formu



Site içi arama

..............................

Maden İhracat Rakamları (USD)
2011 bugüne kadar toplam
:
959.727.000
2010 bugüne kadar toplam
:
883.475.000
2011 Nisan bugüne kadar
:
134.794.000
2010 Nisan bugüne kadar
:
168.247.000

Reklam Alanı

MADEN KAZALARININ TEKRAR YAŞANMAMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞARTTIR.--İVME PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
İVME tarafından yazıldı   
Cumartesi, 29 Mayıs 2010 01:47
ivme

MADEN KAZALARININ TEKRAR YAŞANMAMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞARTTIR

17 Mayıs 2010 tarihinde Zonguldak'ta Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait Karadon Maden Ocağı'nda grizu patlaması meydana geldi. 30 madenci kazada hayatını kaybetti. Kaza; -540 kotunda, taşeron firma olan Yapı-Tek şirketinin çalışma yaptığı sırada meydana geldi. Kazaya, ateşli bir kaynak sonucu grizu patlamasının neden olduğu açıklandı. Daha birkaç ay önce Bursa’da ve Balıkesir’de de aynı acıyı yaşamıştık.

Kazanın ardından gündeme gelen taşeronlaşma kazanın en önemli nedenlerindendir. Bunu anlamak için, Maden Kanunu değiştirilip yer altı ocaklarının özel sektöre açılmasından sonra taşeron firmaların çalıştığı yerlerde meydana gelen kaza bilançosuna bakmak yeterlidir. Bu bilançoya göre;

  • 2008’de 22 ilde 38 kaza yaşandı, 43 kişi hayatını kaybetti.
  • 2009’da 24 ilde 64 kaza yaşandı, 92 kişi hayatını kaybetti.
  • 2010’un ilk 5 ayında 25 ilde 15 kaza yaşandı, 62 kişi hayatını kaybetti.

Bu veriler resmi rakamlardır. Madenlerde ise milyonlarca insan kayıt dışı çalıştırılmakta, bazı kazalardaki bilanço resmi kayıtlara geçmemektedir. Bu yüzden kayıt dışı işçi çalıştırılan işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği durumu bilinememektedir.

TTK’da ise taşeronlaşma daha vahim bir tabloyu gözler önüne sermektedir. TTK’da elektrikten havalandırmaya, ulaşımdan sosyal tesislere kadar her iş taşeron firmalara verilmiş durumdadır. Kömür ocaklarında en önemli safhalardan olan üretime hazırlık ve üretim safhalarındaki işleri taşeron firmalar yapmaktadır. Bu işleri yapan taşeronlarla imzalanan sözleşmelerde, işçi sağlığı ve i ş güvenliğinin korunmasıyla ilgili herhangi bir madde yer almamaktadır. Böylece işçi sağlığı tamamen taşeronun insafına bırakılmaktadır. İşçiler güvencesiz ve güvenliksiz bir şekilde çalışmaya zorlanmaktadır. TTK’da taşeronlaşmanın bir sonucu olarak yer altı işletmelerinde işçi sayısı 1990’da 21.000 düzeyindeyken, 2009’da 8.754'e, yerüstünde 13.325 iken 2.225’e düşmüştür. Ortalama olarak 2 kişinin yapması gereken işi bir işçi yapmaya başlamıştır.

Yaşanan kazalardan daha önemli bir durum ise, özellikle kömür madeninde çalışanlarda ortaya çıkan “pnömokonyoz” (akciğerlerde tozun birikimi sonucu doku hasarı ile seyreden hastalık) hastalığına yakalananlara bakıldığında ortaya çıkmaktadır. Dünyada maden sektöründe çalışanların %10'u bu hastalığa yakalanmış sayılır. Ancak bu oran ülkemizde dünya ortalamasının üzerindedir. Alınacak çok basit önlemlerle bu hastalığın önüne geçilebilecekken patronlar için işçilerin hayatından daha değerli olan üç kuruş için bu önlemler alınmamaktadır. İşçilere toz maskesi dahi verilmemektedir.

Kazanın meydana geldiği Zonguldak’ta da işverenlerin işçilere verdiği önem gözler önüne serilmiştir. Zonguldak'taki patlamada ölenlerin hiçbirinde gaz maskesi yoktu. İşçiler 3 aydır maaşlarını alamadıklarını söylediler. Bugüne kadar ölen işçilerin neredeyse tamamı da sendikasızdır.

Yaşanan kazalar Başbakan’ın söylediği gibi ‘kader’ değildir. Yaşananlar cinayettir. Ancak siyasal iktidar her seferinde işi kadere bağlayarak suçu örtbas etmek istemektedir. Önceki kazalarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanının usanmadan yaptığı “daha yeni denetimden geçti, eksikleri yoktu, kazadan az önce ölçüm yapıldı, her şey normaldi” açıklaması da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu açıklamaların bilimsel bir dayanağı yoktur. Çünkü bilimsel olarak, madenlerde gerekli önlemler alındığı takdirde kazalar %98 oranında azaltılabilir. Kaldı ki eğer artan-azalan gaz çıkışı varsa ve önlenemiyorsa, yönetmelik ve tüzükler gereği, işçiler derhal tahliye edilmelidir. Bunun içinde sık ve düzenli ölçümler alınmalıdır. Bu a çıklama, gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmediği ve denetimlerin gereğince yapılmadığının bir göstergesidir. Suçlu suçunu itiraf etmektedir.

Zonguldak'ta da tıpkı Dursunbey’de olduğu gibi yöneticiler yine ortaya çıkıp ekmek verdiklerini, kimseyi zorla sokmadıklarını söyleyeceklerdir. Bu söylemi tanıyoruz. Bu söylem “oraya inen işçi, olacakları biliyordu” diyen başbakanın söylemidir. Bütün bunları madenlerden, tersanelerden tanıyoruz. Davutpaşa’da gördük aynı senaryoyu. Aynı sözler söylendi. Kazalar bitecek dendi. Sorumlular cezasını çekecek dendi. Ama hiç bir şey değişmedi. Dursunbey’deki kazadan dolayı tutuklananların hepsi serbest bırakıldı, madenin önümüzdeki ay tekrar çalışmaya başlayacağı açıklandı.

Tüm bunlar gözönüne alındığında suçlu apaçık ortadadır. Suçlu kazanın ardından hayatlarını kaybeden işçilerin ailelerine adeta kan parası ödeyerek suçu örtbas etmeye çalışan patronlar ve yöneticilerdir.Suçlu madenleri denetlemeyen, patronların daha çok para kazanması için onlarla bir olan siyasal iktidardır.

İşçi sınıfının bir parçası olan ücretli mühendisler, bilgi ve birikimlerini patronların değil, aidiyetleri doğrultusunda emekçilerin yarar ve çıkarı için kullanmalıdır. Özellikle maden sektöründe çalışan mühendisler, attıkları her adımda, verdikleri her kararda onlarca insanın hayatını etkilediklerini unutmamalı, sınıfının farkında olmalıdır. Bu noktada mühendislere en büyük yardımı odaların vermesi gerekmektedir. Kazadan sonra sadece bir basın açıklamasıyla ve ardından yayınladığı bir raporla yetinen TMMOB ve Maden Mühendisleri Odası görevini hakkıyla yerine getirmelidir. İşçiler ve mühendislerin çalışma koşulları ve haklarını korumakla kendini yükümlü sayan TMMOB bu konuda gerekenleri yapmalıdır.

Teknik nezaretçi belgesi verme yetkisini elinde bulunduran Maden Mühendisleri Odasının bu belgeyi verirken önemini, yükümlülüklerini maden mühendislerine yeteri kadar açıklamadığı ve tamamen teorik bir eğitimle verdiği herkesçe bilinen bir gerçektir. Madende yürümek dahi eğitim gerektirirken, madende hayati bir görevi olan maden mühendislerini hikaye anlatır gibi olacakları anlatıp bir sınavla belgelendirmek hiç gerçekçi değildir. Bunun yerine TMMOB ve odaları tüm disiplinler için lisans düzeyinde ve zorunlu İŞ GÜVENLİĞİ dersi konulması için gerekli çalışmaları yapmalı ve üniversite eğitiminde bu konuların işlenmesi için çaba gö stermelidir.

İşyerinde yaptığı inceleme ve gözlemlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda teknik nezaretçinin, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurma ve durumu ilgili kuruluşlara bildirme yetkisi vardır. Ancak bunu yapması durumunda işten atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak olan maden mühendislerini koruması gereken Maden Mühendisleri Odası bu görevini de yeterince yapmamaktadır. Bugün odaların kendi üyelerince bile mühendislerin karşılaştıkları sorunlarda yardım isteyecekleri bir işlevlerinin olduğu düşünülmemektedir. Odaların yapması gereken, üyelerine bu güveni vermek ve sadece yazılı açıklamalarla yetinm eyip eylemliliklerle emekçilerin hak ve taleplerini etkin bir biçimde savunmaktır.

Mevcut yasa, yönetmelik ve tüzükler taşeronlaştırmayı, güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırmaktadır. Emekçilerin kazanılmış haklarını çıkardığı yasalarla bir bir gasp eden iktidar, iş cinayetlerine kapı aralamakta ve göz yummaktadır. Kazaların durması için mevcut iş güvenliği yasaları ve yönetmelikleri tamamen değiştirilmelidir. Başta maden sektörü olmak üzere, tüm iş kollarında iş güvenliği sağlanmalı ve denetimler arttırılmalıdır. Özelleştirme ve taşeronlaşma bir an önce durdurulmalıdır. Maden kazalarında örgütsüz ve güvencesiz çalışan emekçilerin can güvenli klerinin olmadığı da net olarak ortaya çıkmıştır. İşçiler ve mühendisler bir an önce sendikalaşmalı ve sendikalaşmanın önündeki engeller bir an önce kaldırılmalıdır. Denetimden sorumlu olan mühendislerin maaşlarının işveren tarafından verilerek bir silah olarak kullanılması önlenmeli, maaşlar ortak bir fonda toplanıp oradan verilmelidir. Teknik nezaretçilik yapan mühendislerin, işverenin teknik bir elemanı konumuna gelmesi engellenmelidir. Mühendislere ve işçilere gerekli eğitimler, sadece teorik olarak değil, görsel ve gerekirse uygulamalı bir biçimde verilmelidir. Bunları siyasal iktidarın vermeyeceğini biliyoruz. Yöneticilerin “sorumluları bulacağız, kazaları önleyeceğiz” laflarının anlamsızlığını yaşayarak gördük. Haklarımızı almak için birleşmeli ve örgütlenmeliyiz. Çünk&uum l; bizler Büyük Madenci Yürüyüşünü yaşadık. Çünkü biz biliyoruz ki; Hak verilmez alınır!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada 
+İvme Dergisi