Anasayfa » Yazarlarımız » MADENCİLİK VE YABANCI SERMAYE
 

ÖNCE GÜVENLİK 2010 YILINDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN MADENCİ SAYISI

 

 

89!!

Giriş Formu



Site içi arama

İstatistikler

Üyeler : 1016
İçerik : 1581
Web Bağlantıları : 10
İçerik Tıklama Görünümü : 85330

..............................

Maden İhracat Rakamları (USD)
2010 bugüne
kadar toplam
:
1.070.036.000
2009 bugüne
kadar toplam
:
593.492.000
2010 Mayıs
bugüne kadar
:
12.537.000
2009 Mayıs
bugüne kadar
:
1.765.000

Fuarlar


 








Reklam Alanı

  

 

MADENCİLİK VE YABANCI SERMAYE PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
NECATİ YILDIZ tarafından yazıldı   
Cumartesi, 24 Temmuz 2010 18:57

Türkiye’deki yabancı sermayeli şirketlerle  milli şirketlerimiz arasında mevzuat açısından  bir farklılık yokmuş gibi görünse de bazı farklılıklar vardır. Yabancı şirketlerin, şirketin  geldiği devlet arkasındadır. Milli şirketlerimizden de devletimiz  nasıl  daha çok vergi alırım diye düşünür. Bürokrat yabancı şirketlere daha sıcak bakar, onların işini daha hızlı görür. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve  yönetmeliğinde yabancı şirket kuruluşu ile ilgili olarak kimin ne işi ne kadar sürede yapacağı açıkça yazılmıştır. Daha başlangıçta milli şirket yabancı şirketlere ya göre eksilerle  işe başlar. 

Türk Ticaret Kanunu’na göre  anonim şirket kurmak için  en az 5  gerçek ya da  tüzel kişi bir araya gelip minimum 50.000 TL, ya da yabancı şirketseniz karşılığı döviz olarak sermayeniz olması gerekmektedir. Limited şirket kurulurken de en az  2 ortak ve 5000 TL ya da karşılığı döviz olarak sermaye istenmektedir. Sonra yabancı şirketlerin tescil ettirilip ticaret siciline kaydını yaptırarak, vergi dairesine ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'ne bildirim yapmaları gerekmektedir.

 Yabancı sermayeli bir şirketin sermaye veya yönetim yapısı içinde Türk katılımcı olmasını gerektirecek herhangi bir hüküm bulunmamakta, %100 yabancı sermayeli şirket kurulabilmektedir.  Ülkemizde hemen hemen bütün sektörler yabancı sermayeye açıktır. Ancak taşınmaz mülkiyeti ile ilgili olarak yabancı yatırımcılar için  bazı kısıtlamalar getirilmiştir.

 İlki  1970 yılında, sonuncusu da 2009 yılında olmak üzere devletimiz 70 ülke devleti ile  Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”  imzalamıştır.  

Çifte vergilendirme nedir ? 

“Aynı matrah üzerinden aynı dönem içinde ve aynı nitelikli mükerrer vergi alınmasıdır. Bu şekilde iki ayrı ülkede iki  defa  vergi almak vergi adaletini ve eşitliğini bozmakta ve modern vergileme ilkelerine de ters düşmektedir.”  diye  tarif   edilmiştir. 

Çifte vergilendirmeyi  önleme anlaşmaları ile  gelirin, ikamet veya kaynak ülkelerden yalnızca birinde vergilendirilmesi veya vergilendirme hakkının her iki ülke arasında bölüşülmesi konularında düzenlemeler yapılmakta  ve  bu yolla gelirin her iki ülkede birden vergilendirmesi engellenmektedir.  

Anlaşma yaptığımız ülkeler arasında bizden daha kalkınmış ülkeler olduğu gibi bizden daha az kalkınmış ülkeler de vardır. Bizim de milli şirketlerimiz yabancı  ülkelere gitmekte, gittikleri ülkelerde  kazançlarından az vergi, asıl vergilerini ülkemizde ödemektedirler. Yabancı şirketlerin de  bizim ülkemizde kazandıklarının vergilerini  kendi ülkelerinde ödemelerini de doğal karşılamak gerekmektedir.  

Yapılmış anlaşmalar; “Türkiye Cumhuriyeti ile ……….Cumhuriyeti   Arasında  Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması” diye başlamaktadır. Anlaşmada işyeri olarak tanımlanan maddenin altında madencilik; "İşyeri terimi özellikle şunları kapsamına alır:……….f) Maden ocağı, petrol veya doğal gaz kuyusu, taş ocağı veya doğal kaynakların çıkarıldığı diğer herhangi bir yer……” olarak tanımlanmıştır. 

Bu anlaşmalardan, en azından bazılarından vazgeçilebilir mi? Bence böyle bir anlaşmadan vazgeçebilmek için önce terazinin hangi kefesi ağır geliyor ona bakmak, sonra da yürekli olmak gerekir. Esasen bizi zaten kabul etmeyecekleri AB’ni masaya yatırıp Gümrük Birliğinden  çıkma olasılığını da  artık gündeme getirmek gerekmektedir. 

Madencilik sektörü yabancı yatırım bakımından biraz farklıdır. Yabancı firmaların ülkemizde madencilik yapmaları ile Harran’da karpuz ekmeleri arasında çok önemli farklılıklar vardır. Belki karpuz  abartılı bir örnek oldu  ama otomotiv sektörünü örnek olarak aldığımızda, yabancı bir şirketin ülkemizde otomobil fabrikası yapıp ürettiği araçları ihraç etmesi, kazancını  alıp götürmesi ile ülkemizde madencilik yapması, ürettiği madeni hammadde olarak ihraç etmesi, kazancının da kendi ülkesinde vergilendirmesi ile arasında ciddi farklılık  vardır. 

6326 sayılı Petrol Kanununda aşağıdaki hüküm vardır; 

BÖLÜM 5: MİLLİ MENFAATİN KORUNMASI 

Madde 12 - Yabancı devletlerin doğrudan doğruya veya dolayısıyla idaresinde müessir olabilecekleri mikyasta veya şekilde mali ilgileri veya menfaatleri bulunan hükmi şahıslarla yabancı bir devlet için veya yabancı bir devlet namına hareket eden şahıslar; 

Petrol hakkına sahip olamazlar ve petrol ameliyatı yapamazlar;Petrol ameliyatına lüzumlu menkul ve gayrimenkul emvali satın alamazlar, bunlara sahip olamazlar veya bunlar üzerinde hak veya menfaat tesis edemezler;Bir petrol ameliyatına müteferri veya onun bir kısmını teşkil eden tesisleri kuramaz veya işletemezler. Bakanlar Kurulu kararıyla bu hükme istisna tanınabilir. Bu karar aleyhine 1 inci fıkradaki şahıslar tarafından adli ve idari kaza mercilerine müracaat olunamaz. 

3213 sayılı Maden Kanununa madde başlığı ile  aşağıdaki hüküm eklenemez mi? 

“ÜLKE MENFATLERİNİN  KORUNMASI

Madde : Yabancı devletler  doğrudan ve dolaylı yoldan madencilik faaliyetinde bulunamazlar. Yabancı şirketlerin de madencilik faaliyetlerinde bulunabilmeleri için; 

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre   şirket kurmaları,

Kurulacak şirketin sermayesinin en az 10 milyon  Euro ya da karşılığı TL olması,

Bu şirketlere Türkiye Cumhuriyeti  Devletinin  %25 oranında  ortak edilmesi,Yönetim kurulunda Devletin ortak olduğu oranda temsil edilmesi zorunludur.

Bu ortaklığa ve sermaye artışlarına devlet herhangi bir bedel ödemeyecek, şirketin sermeye artırımlarında da bu oran aynen korunacaktır. Şirket sermaye artışı yaptığında  Devletin de hisseleri aynı oranda artmış olacaktır. Devlet ortak olduğu şirketin teknik ve mali belgelerini her zaman inceleyebilecektir. 

Yabancı şirketler ürettikleri madenin bu Kanuna göre Devlet Hakkını ödeyecektir. Şirketlerin ürettiği madeni tüvenan ya da konsantre olarak ihraç etmeleri durumunda devlet hakkı 4 kat olarak ödenecektir. 

Madencilik yapan şirket menşei olduğu ülke ile TC. Devleti arasında yapılmış olan Çifte Vergilendirmeyi Önleme  Anlaşması hükümlerine tabii değildir.” 

3213 sayılı Maden Kanunun  ilk müracaatlarla ilgili olarak 16.maddesinde 5995 sayılı bir kanun ile “Denizlerde alınan; Kokolit, Sapropel ve Hidrojen Sülfür ruhsat sahipleri, arama ruhsat yürürlülük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı veya Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına bağlı bir şirketi en az bir yönetim kurulu üyeliği ile bir denetçi üye verme ve sermaye koyma şartı aramaksızın, en az yüzde on hisse olmak kaydıyla şirketine ortak almak zorundadır.”  şeklinde değişiklik yapılmıştır. Eğer böyle bir  madde Maden Kanununa ilave edilebiliyorsa, yukarıdaki  maddenin de   Maden Kanununa   eklenmesinde  bir engel olmaması gerekmektedir.  

Öncelikle  1994 yılında AB’ye girmeden “Gümrük Birliği” anlaşmasını imzalayarak bu gün bizi AB’nın kapılarında bekletilmemize neden olan bürokratları kutluyorum. Yabancı firmalar kaygılanmasın, böyle bürokratlarımız oldukça, bu düzenleme yapılmış da olsa Devletin atadığı yönetim kurulu üyeleri, “dürüst olan ve olacakları tenzih” ediyorum,  kraldan çok kralcı, “yabancı şirketten” daha çok “yabancı şirketçi” olacaklarından kimsenin  şüphesi olmasın.   

Acaba kaç  madenci şirketimiz  diğer ülkelerde madencilik yapıyor da vergisini bizim ülkemizde ödüyor? Peki ülkemizde  madencilik yapan kaç yabancı şirketi var? DPT kayıtlarında ülkemizde madencilik yapan yabancı şirket sayısı 28 adet görülmektedir.   Sayın Bakan TBMM görüşme sırasında  da bu  şirketlerin elinde de toplam 2106  adet maden ruhsatı  olduğunu  ifade etmişti. 

Üretilmiş  madenin geri konulması mümkün olmadığından madenlerimizden maksimum fayda sağlanması gerekir. Bu da madenin üretilmesi, ülkemizde metale dönüştürülmesi, dönüşen metalin de ülkemiz sanayisinde kullanılır hale getirilmesi  demektir.  Demir cevherini, bakırı, kromu, nikeli, alüminyumu  üretirsiniz, bunları metale dönüştürürsünüz, tank, top, tüfek yaparsınız, uçak, kamyon, motor, araç üretirsiniz, paslanmaz çelikten tencere, kilden seramik tabak çanak yaparsınız. Yaptıklarınızın bir kısmını kendiniz kullanır, fazlasını da ihraç edersiniz. Kalkınmış ülkeler de böyle yapıyorlar. Hatta kendilerinde olmayan madenleri bizim gibi ülkelerde üretiyor, ya da istedikleri fiyatlarla satın alıyorlar, sonra da ürettikleri ürünleri, hammaddeyi aldıkları  ülkelere misli fiyata  geri satıyorlar.  Krom madeni, feldspat madeni  böyle olmuyor mu? 

Madenin hammadde olarak ihraç edilmesi,  maden ihracat rakamlarının  büyüklüğü ülkemizin sömürülmesinin bir göstergesi olduğunu  daha önce de ifade etmiştim.  Bu madenler üretildiği gibi ya da konsantre olarak  ihraç edilmesi madenlerinizden maksimum fayda sağlanmıyor olması demektir. Böyle oluncaya kadar bu madenlerimiz toprağın altında kalsa, zamanı geldiğinde  milli madencimiz tarafından üretilse, milli sanayimizde kullanılsa acaba daha iyi olmaz mı? Bunu yalnızca düşünün diye söyledim. 

Bu ülkenin  vatandaşları olarak bize  “yabancı şirketlerin  en azından  milli şirketlerimizin ödediği kadar vergi ödemlerini sağlamak” için yasal yollarla mücadele etme görevi düşmez mi?  

Ben biraz abarttım herhalde, “böyle gelmiş böyle  gider”. Ne zaman “böyle gitmez”;ATATÜRK’ÜN  BU ÜLKEDE KURTULUŞ  SAVAŞINDA  SAĞLADIĞI   ULUSAL  BİRİLİK, BERABERLİK VE VATANSEVERLİK  TEKRAR  SAĞLANDIĞINDA”  Bu da bize biraz uzak gibi  galiba.