Anasayfa Yazarlarımız Madencilikte yeni dönem-Ömer Faruk GÜNEL
Madencilikte yeni dönem-Ömer Faruk GÜNEL PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Ömer Faruk GÜNEL tarafından yazıldı   
Pazar, 28 Kasım 2010 06:59

Madencilikte yeni dönem

Madencilik sektöründe "devrim" sayılacak bir uygulama, sessiz sedasız işlemeye başladı.

Resmi Gazete'de yayımlanan "Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği'' çerçevesinde maden ruhsatları ve maden aramaya yönelik eylemler yeni kurallara bağlandı. Olay yeraltı kaynaklarımızın daha bilinçli ve spekülasyonlardan uzak kazanımına yol açacak bir değer taşıyor. Kurallar, Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) tarafından yönetilecek. Böylelikle dünyanın en ileri teknolojisine sahip Kanada, Güney Afrika, Brezilya, Rusya, ve ABD'de geçerli uygulamalar bizde de geçerli olacak. Bunun anlamı şu oluyor. Sektör bizde spekülasyona açık olduğundan anlayan anlamayan ruhsat talebinde bulunuyordu. İyi niyetli yatırımcılar aldıkları ruhsatın hakkını vererek toprak altındaki cevheri yeryüzüne çıkarıp ekonomik değer haline getiriyor ve ülke ekonomisine kazandırıyor.

Ancak amacı spekülasyon olanlar "nasıl olsa bir gün ruhsat işime yarar veya bana değilse bile birisinin ihtiyacına hizmet eder. O zaman da değerinin üzerinde satar köşeyi dönerim" diyor. İşte yeni uygulama bu niyeti elemine edecek. Art niyetli ruhsat sahibi olma dönemi kapanacak.

Ayrıca yeni yönetmelik, maden sahası çalışmaları ile üretim aşamasında ve madenin ekonomik ömrünü tamamlayıp kapanma sürecinde "çevreye" duyarlı yaptırımları da kapsıyor. Madenciliğimizde yeni uygulamalar, yeraltı kaynaklar açısından zengin olan ülkemizde yeni ekonomik açılımları sağlayacak nitelikler sergiliyor.

Kuyumcuyu bulabilmek meselesi

Söze madenden girdik ya hadi konuyu bu kez yaşam felsefesine taşıyalım dedim. Zira madenler atasözleriyle, veciz sözlerle ve menkıbelerle ekonomiden siyasete ve günlük yaşamımıza yön verir, yol gösterir.

Kendimizi bilmek, yaşama pozitif bakabilmek, hoşgörülü olmak isteyip de çoğu kez başaramadığımız yüceliklerdir... Oysa içimizde bu yüceliği ararsak bulabiliriz. Her gün yeni bir gündeme göz açıyoruz. Akil yolunun ürünü konular yerine çoğu eften püften olan konuları tartışmak ve zaman geçirmek zorunda kalıyor veya bırakılıyoruz. Bakın şu menkıbe bunu bize anlatmak istiyor.

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisince yeni şeyler öğretmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip bir nesne verip "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir." Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız" diye sorar. Bakkal

parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider. Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu" der "Benim semerlere iyi süs olur. Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım, buna bir on lira veririm." En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar:"Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm." Öğrenci, "Hayır veremem" diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır.

 Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir."

Gerek bireysel gerekse toplumsal hayatımızda da yaşamın varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır. Yaşamın her anında gerçek kuyumcuyu bulmanız dileğiyle...

GÜNÜN SÖZÜ: Toplum içerisinde başarılı bir insan gördüğünde onu keyiflendiren şeyleri araştır ve eğer mümkünse onun sistemini uygula. Benjamin Disraeli.

 http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/130132-madencilikte-yeni-donem-makalesi.aspx

 
Tasarım ve Dizayn Akademikhosting